← Sûreler
Saff Sûresi
14 âyet · Medeni
سُورَةُ الصَّفِّ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1

سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي وَمَا فِي وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

Sebbeha li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(s) ve huve-l’azîzu-lhakîm(u)

Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah'ı tesbih eder. O, Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şerefin ve kudretin kendisine ait olduğu, her işinde hikmet ve hayır olan tek zattır).

2

يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lime tekûlûne mâ lâ tef’alûn(e)

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?

3

كَبُرَ مَقْتاً عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ مَا لَا

Kebura makten ‘inda(A)llâhi en tekûlû mâ lâ tef’alûn(e)

Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük bir gazab(a sebep) olur.

4

اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي صَفاًّ كَاَنَّهُمْ بُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ

İnna(A)llâhe yuhibbu-lleżîne yukâtilûne fî sebîlihi saffen ke-ennehum bunyânun mersûs(un)

Muhakkak ki Allah kendi yolunda (birbirine) kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak savaşanları sever.

5

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا لِمَ تُؤْذُونَن۪ي وَقَدْ تَعْلَمُونَ اَنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْۜ فَلَمَّا زَاغُٓوا اَزَاغَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْۜ وَاللّٰهُ لَا الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ

Ve-iż kâle mûsâ likavmihi yâ kavmi lime tu/żûnenî ve kad ta’lemûne ennî rasûlu(A)llâhi ileykum(s) felemmâ zâġû ezâġa(A)llâhu kulûbehum(c) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-lfâsikîn(e)

Hani bir zamanlar Mûsâ, kavmine, "ey kavmim! Şüphesiz benim, Allah'ın size (gönderdiği) resulü olduğumu bildiğiniz hâlde niçin bana eziyet ediyorsunuz?" demişti. Onlar (haktan) sapınca, Allah da onların kalplerini eğriltti. Çünkü Allah, fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.

6

وَاِذْ قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَن۪ٓي اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقاً لِمَا بَـيْنَ مِنَ وَمُبَشِّراً بِرَسُولٍ يَاْت۪ي مِنْ اسْمُهُٓ اَحْمَدُۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْبَـيِّنَاتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌ

Ve-iż kâle ‘îsâ-bnu meryeme yâ benî isrâ-île innî rasûlu(A)llâhi ileykum musaddikan limâ beyne yedeyye mine-ttevrâti ve mubeşşiran birasûlin ye/tî min ba’dî-smuhu ahmed(u)(s) felemmâ câehum bilbeyyinâti kâlû hâżâ sihrun mubîn(un)

Hani bir vakit de Meryem oğlu Îsâ, "ey İsrâîloğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size (gönderdiği) resulüyüm, benden önce gelen Tevrât'ı tasdik edici ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir resulü müjdeleyici olarak (geldim)" demişti. Ancak (Îsâ) onlara apaçık mucizelerle geldiği hâlde onlar, "bu, apaçık bir sihirdir" dediler.

7

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى الْـكَذِبَ وَهُوَ يُدْعٰٓى اِلَى وَاللّٰهُ لَا الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ

Vemen azlemu mimmeni-fterâ ‘ala(A)llâhi-lkeżibe ve huve yud’â ilâ-l-islâm(i)(c) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e)

İslam'a (her iki dünyada da selamet ve kurtuluşa) davet edildiği hâlde Allah hakkında yalan uydurup iftira edenden daha zalim kim vardır! Allah, zalimler topluluğunu hidâyete erdirmez.

8

يُر۪يدُونَ لِيُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْـكَافِرُونَ

Yurîdûne liyutfi-û nûra(A)llâhi bi-efvâhihim va(A)llâhu mutimmu nûrihi velev kerihe-lkâfirûn(e)

Onlar ağızlarıyla (kötü söz ve iftiralar ederek) Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar; ama kâfirlerin hoşuna gitmese de Allah nûrunu tamamlayacaktır.

9

هُوَ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ۟

Huve-lleżî ersele rasûlehu bilhudâ vedîni-lhakki liyuzhirahu ‘alâ-ddîni kullihi velev kerihe-lmuşrikûn(e)

O, müşriklerin hoşuna gitmese de resulünü hidâyet ve hak din ile (vahyini) dinlerin (ve hayat tarzlarının) hepsine üstün kılmak için gönderendir.

10

يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هَلْ عَلٰى تُنْج۪يكُمْ مِنْ اَل۪يمٍ

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû hel edullukum ‘alâ ticâratin tuncîkum min ‘ażâbin elîm(in)

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Sizi elem verici (iç yakan) bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi?

11

تُـؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَتُجَاهِدُونَ ف۪ي اللّٰهِ بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَـكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَۙ

Tu/minûne bi(A)llâhi ve rasûlihi ve tucâhidûne fî sebîli(A)llâhi bi-emvâlikum ve enfusikum(c) żâlikum ḣayrun lekum in kuntum ta’lemûn(e)

Allah'a ve resulüne iman edip mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad (etmek). Eğer (bunu idrak ede)bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

12

يَغْفِرْ لَـكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْـكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ الْاَنْهَارُ وَمَسَا‌كِنَ طَيِّبَةً ف۪ي عَدْنٍۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۙ

Yaġfir lekum żunûbekum ve yudḣilkum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ve mesâkine tayyibeten fî cennâti ‘adn(in)(c) żâlike-lfevzu-l’azîm(u)

(Böyle yaparsanız, Allah) Sizin günahlarınızı mağfiret eder, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki temiz (ve güzel) meskenlere koyar. İşte büyük kurtuluş (ve saadet) budur.

13

وَاُخْرٰى تُحِبُّونَهَاۜ نَصْرٌ مِنَ وَفَتْحٌ قَر۪يبٌۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ

Ve uḣrâ tuhibbûnehâ(s) nasrun mina(A)llâhi ve fethun karîb(un)(k) ve beşşiri-lmu/minîn(e)

Seveceğiniz başka bir şey daha var; (o da dünyada) Allah'tan bir yardım ve yakın bir fetih. (Resulüm!) Mü'minleri (bunlarla) müjdele!

14

يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُٓوا اَنْصَارَ اللّٰهِ كَمَا قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيّ۪نَ مَنْ اَنْصَار۪ٓي اِلَى قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ فَاٰمَنَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ ٔ وَكَـفَرَتْ طَٓائِفَةٌۚ فَاَيَّدْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا عَلٰى عَدُوِّهِمْ فَاَصْبَحُوا ظَاهِر۪ينَ

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû kûnû ensâra(A)llâhi kemâ kâle ‘îsâ-bnu meryeme lilhavâriyyîne men ensârî ila(A)llâh(i)(s) kâle-lhavâriyyûne nahnu ensâru(A)llâh(i)(s) fe-âmenet tâ-ifetun min benî isrâ-île ve keferat tâ-ife(tun)(s) fe-eyyednâ-lleżîne âmenû ‘alâ ‘aduvvihim fe-asbehû zâhirîn(e)

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Allah'ın (O'nun dininin ve resulünün) yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu Îsâ, havarilere, "Allah'a (varan yolda) benim yardımcılarım kimdir?" demişti. Havariler de, "Allah'ın (O'nun dininin ve resulünün) yardımcıları bizleriz" demişlerdi. Böylece İsrâîloğulları'ndan bir zümre iman etti, bir zümre de inkâr etti. Nihayet Biz, iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik de sonunda galip gelenler onlar oldular.