بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
وَالشَّمْسِ وَضُحٰيهَاۙۖ
Ve-şşemsi ve duhâhâ
Güneş'e ve onun aydınlığına (âyetlerin manen gönülleri aydınlatmasına) andolsun,
وَالْقَمَرِ اِذَا تَلٰيهَاۙۖ
Velkameri iżâ telâhâ
Onu takip ed(ip oku)duğu zaman Ay'a (ve nûrunu Allah'ın âyetlerinden alıp diğer insanlara o nûru saçana) andolsun,
وَالنَّهَارِ اِذَا جَلّٰيهَاۙۖ
Ve-nnehâri iżâ cellâhâ
Ve o (Güneş) tecelli ettiğinde gündüze (Allah'ın âyetlerinin aydınlattığı gönüle) andolsun,
وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰيهَاۙۖ
Velleyli iżâ yaġşâhâ
Onu bürüdüğünde geceye (âyetlerin, nefsi tamamen bürümesine) andolsun,
وَالسَّمَٓاءِ وَمَا
Ve-ssemâ-i vemâ benâhâ
Ve göğe (gönülleri bürümesine) ve onu bina edene (bütün bunları yapan Allah'a) andolsun,
وَالْاَرْضِ وَمَا
Vel-ardi vemâ tahâhâ
Yere (insanın bedenine) ve onu yayıp döşeyene (bir düzene koyana) andolsun,
وَنَفْسٍ وَمَا
Ve nefsin vemâ sevvâhâ
(Nefis, rûh ve bedenden oluşan insanın hakiki benliğine) Nefse ve onu (güzel bir şekilde yaratıp) düzenleyene andolsun,
فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙۖ
Fe-elhemehâ fucûrahâ ve takvâhâ
Sonra da ona (seçim yapması için) fücuru (hak yoldan sapmayı) ve takvâyı (hak yolda olmayı) ilham edene (andolsun ki),
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖ
Kad efleha men zekkâhâ
Muhakkak (nefsini) temizleyen kimse (kurtuluşa erip) felah bulmuştur.
وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ
Ve kad ḣâbe men dessâhâ
Fakat onu (kötülüğe) gömen (ve bu kötülüğü örtmeye çalışarak kendini temize çıkaran) kimse ise (hüsrana uğrayarak) harab olmuştur.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۙۖ
Keżżebet śemûdu bitaġvâhâ
Semûd (kavmi), azgınlığı sebebiyle (şeytana uyup hakkı) yalanladı.
اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙۖ
İżi-nbe’aśe eşkâhâ
Hani onların en azgın olanı (deveyi kesmek için) ileri atılmıştı.
فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا۠
Fekâle lehum rasûlu(A)llâhi nâkata(A)llâhi ve sukyâhâ
Allah'ın resulü (olan Hz. Sâlih) de onlara şöyle demişti: "Allah'ın devesine ve onun su içme hakkına (dokunmayın)."
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙۖ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙۖ
Fekeżżebûhu fe’akarûhâ fedemdeme ‘aleyhim rabbuhum biżenbihim fesevvâhâ
Fakat onlar, onu yalanladılar ve (deveyi vahşice biçip) kestiler. Bunun üzerine Rabbleri onların günahlarını başlarına geçir(ip onları helâk et)ti ve orayı (yerle bir ederek) dümdüz etti.
وَلَا عُقْبٰيهَا
Velâ yeḣâfu ‘ukbâhâ
Ve (onlar) bunun sonucundan da korkmuyor(lar)dı.