بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
وَالْعَـادِيَاتِ ضَبْـحاًۙ
Vel-’âdiyâti dabhâ(n)
(Allah'ın vahyini taşırken) Nefes nefese koşanlara,
فَالْمُـورِيَاتِ قَـدْحاًۙ
Fel-mûriyâti kadhâ(n)
(Vahiy nûrunun) Kıvılcımı(nı saçtıkça) saçanlara,
فَالْمُغ۪يرَاتِ صُبْحاًۙ
Fel-muġîrâti subhâ(n)
Sabah (akşam vahyi taşımak için) akına çıkanlara,
فَاَثَرْنَ بِه۪ نَقْعاًۙ
Fe-eśerne bihi nak’â(n)
(Bu uğurda) Tozu dumana katanlara,
فَوَسَطْنَ بِه۪ جَمْعاًۙ
Fe-vesatne bihi cem’â(n)
Ve bir topluluğun ortasına onunla (kendilerindeki imanla Allah'a davet etmek için) dalanlara (andolsun ki),
اِنَّ الْاِنْسَانَ لِرَبِّه۪ لَكَنُودٌۚ
İnne-l-insâne lirabbihi lekenûd(un)
Muhakkak insan, Rabbine karşı gerçekten pek nankördür.
وَاِنَّهُ عَلٰى لَشَه۪يدٌۚ
Ve-innehu ‘alâ żâlike leşehîd(un)
Hiç şüphesiz buna gerçekten kendisi de şahiddir.
وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَد۪يدٌۜ
Ve-innehu lihubbi-lḣayri leşedîd(un)
Çünkü o, (kendi) hayrı(nı, nefsinin isteklerini ve dünya malını çok) sevdiği için gerçekten (onun kalbi) çok katıdır.
اَفَلَا اِذَا بُعْثِرَ مَا فِي
Efelâ ya’lemu iżâ bu’śira mâ fî-lkubûr(i)
Fakat o bilmiyor mu ki kabirlerin içinde bulunanlar (diriltilip) dışarı atıldığı zaman,
وَحُصِّلَ مَا فِي
Ve hussile mâ fî-ssudûr(i)
Göğüslerin içinde bulunan (tüm sır)lar ortaya konulduğu (zaman),
اِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَب۪يرٌ
İnne rabbehum bihim yevme-iżin leḣabîr(un)
Muhakkak onların Rabbi, o gün kendilerin(in gizli ve aşikâr bütün yaptıkların)dan tamamen haberdardır.