← Sûreler
Muhammed Sûresi
38 âyet · Medeni
سُورَةُ مُحَمَّدٍ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1

اَلَّذ۪ينَ كَـفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ اللّٰهِ اَضَلَّ اَعْمَالَهُمْ

Elleżîne keferû ve saddû ‘an sebîli(A)llâhi edalle a’mâlehum

(Resulümüzü ve âyetlerimizi) İnkâr edip (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar var ya, (Allah) onların amellerini boşa çıkarmıştır.

2

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاٰمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلٰى وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَاَصْلَحَ بَالَهُمْ

Velleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti ve âmenû bimâ nuzzile ‘alâ muhammedin ve huve-lhakku min rabbihim(ﻻ) keffera ‘anhum seyyi-âtihim ve asleha bâlehum

İman edip sâlih ameller işleyenlere ve Rabbleri tarafından hak olarak Muhammed'e indirilen (Kur'ân)a iman edenlere gelince, (Allah) onların günahlarını kendilerinden (dahi) örtmüş ve hâllerini düzeltmiştir.

3

ذٰلِكَ بِاَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَاَنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ اَمْثَالَهُمْ

Żâlike bi-enne-lleżîne keferû-ttebe’û-lbâtile ve enne-lleżîne âmenû-ttebe’û-lhakka min rabbihim(c) keżâlike yadribu(A)llâhu linnâsi emśâlehum

Bunun sebebi; inkâr edenlerin bâtıla uymaları, iman edenlerin ise Rabblerinden (gelen) hakka tabi olmalarıdır. İşte Allah, onların (örnek teşkil eden) durumlarını insanlara böyle anlatır.

4

فَاِذَا لَق۪يتُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَۙ فَاِمَّا مَناًّ بَعْدُ وَاِمَّا فِدَٓاءً حَتّٰى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَاۚۛ ذٰلِكَۜۛ وَلَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْۙ وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَ۬ا بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍۜ وَالَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي اللّٰهِ فَلَنْ اَعْمَالَهُمْ

Fe-iżâ lakîtumu-lleżîne keferû fedarbe-rrikâbi hattâ iżâ eśḣantumûhum feşuddû-lveśâka fe-immâ mennen ba’du ve-immâ fidâen hattâ teda’a-lharbu evzârahâ(c) żâlike velev yeşâu(A)llâhu lentesara minhum velâkin liyebluve ba’dakum biba’d(in)(k) velleżîne kutilû fî sebîli(A)llâhi felen yudille a’mâlehum

(Savaşta) İnkâr edenlerle karşılaştığınız zaman (onlar sizi öldürmeden siz onların) boyunlarını vurun! Nihayet onları iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da (sağ kalanları esir alın ve onların) bağ(ların)ı sıkıca bağlayın! Sonra da ya lütfederek (karşılıksız) ya da fidye alarak (onları salıverin)! Ve savaş ağırlıklarını bırakıncaya (onlar savaştan tamamen vazgeçinceye) kadar (böyle yapın)! İşte (yapılması gereken) budur! Eğer Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat (O) sizi birbirinizle imtihan etmek için (böyle yaptı). Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.

5

سَيَهْد۪يهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْۚ

Seyehdîhim veyuslihu bâlehum

Onları hidâyete erdirecek ve hâllerini düzeltecektir. [Resulullah (s.a.v) Efendimiz bir hadis-i şerifinde, "insanlardan öylesi vardır ki cahil olarak ölür, âlim olarak dirilir" buyurmuşlardır.]

6

وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ

Ve yudḣiluhumu-lcennete ‘arrafehâ lehum

Ve (sonunda) onları, kendilerine tarif ettiği cennete koyacaktır.

7

يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû in tensurû(A)llâhe yensurkum ve yuśebbit akdâmekum

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Eğer siz Allah'a (ve O'nun resulüne dinini destekleyerek) yardım ederseniz, (O da) size yardım eder ve ayaklarınızı (sırât-ı mustakîmde) sabit kılar.

8

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَتَعْساً لَهُمْ وَاَضَلَّ اَعْمَالَهُمْ

Velleżîne keferû feta’sen lehum ve edalle a’mâlehum

İnkâr edenlere gelince, onların hakkı, yüzükoyun (cehenneme sürülerek) yıkımdır; çünkü (Allah) onların amellerini boşa çıkarmıştır.

9

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَرِهُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ

Żâlike bi-ennehum kerihû mâ enzela(A)llâhu feahbeta a’mâlehum

Bunun sebebi; Allah'ın indirdiğini onların kerih gör(üp beğenme)meleridir. Bu yüzden (Allah da) onların amellerini boşa çıkarmıştır.

10

اَفَلَمْ فِي فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ دَمَّرَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۘ وَلِلْكَافِر۪ينَ اَمْثَالُهَا

Efelem yesîrû fî-l-ardi feyenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lleżîne min kablihim(c) demmera(A)llâhu ‘aleyhim(s) ve lilkâfirîne emśâluhâ

Onlar yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin âkıbetinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah onları darmadağın etmiştir. (Bu) Kâfirlere de onların benzeri vardır.

11

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ مَوْلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاَنَّ الْكَافِر۪ينَ لَا لَهُمْ۟

Żâlike bi-enna(A)llâhe mevlâ-lleżîne âmenû ve enne-lkâfirîne lâ mevlâ lehum

Bunun sebebi, Allah'ın; iman edenlerin Mevlâ'sı (sahibi, dostu ve yardımcısı) olmasıdır. Kâfirlere gelince, onların mevlâsı (dostu ve yardımcısı) yoktur.

12

اِنَّ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ الْاَنْهَارُۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَاْكُلُونَ كَمَا تَاْكُلُ الْاَنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ

İnna(A)llâhe yudḣilu-lleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâr(u)(s) velleżîne keferû yetemette’ûne veye/kulûne kemâ te/kulu-l-en’âmu ve-nnâru meśven lehum

Muhakkak ki Allah, iman edip sâlih ameller işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Kâfirler ise (dünyada biraz) faydalanırlar ve hayvanların yediği gibi yerler (niçin yaratıldıklarına bakmadan sadece dünyanın hesabını yaparak yaşarlar). (İşte) Onların yeri ateştir.

13

وَكَاَيِّنْ مِنْ هِيَ اَشَدُّ قُوَّةً مِنْ الَّت۪ٓي اَخْرَجَتْكَۚ اَهْلَكْنَاهُمْ فَلَا لَهُمْ

Vekeeyyin min karyetin hiye eşeddu kuvveten min karyetike-lletî aḣracetke ehleknâhum felâ nâsira lehum

(Resulüm!) Biz, seni (yurdundan) çıkar(arak hicrete zorlay)an şehrin(in halkın)dan kuvvetçe daha güçlü nice memleketleri helâk ettik, onların hiçbir yardımcısı da olmadı.

14

اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى مِنْ كَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ

Efemen kâne ‘alâ beyyinetin min rabbihi kemen zuyyine lehu sû-u ‘amelihi vettebe’û ehvâehum

Hiç, Rabbinden apaçık bir delil (olan vahiy) üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine süslü görünen ve (nefislerinin) hevâlarına (arzu ve isteklerine) tabi olan kimseler gibi olur mu?

15

مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّت۪ي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ ف۪يهَٓا اَنْهَارٌ مِنْ غَيْرِ اٰسِنٍۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ لَمْ طَعْمُهُۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ مُصَفًّىۜ وَلَهُمْ ف۪يهَا مِنْ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي وَسُقُوا مَٓاءً حَم۪يماً فَقَطَّعَ اَمْعَٓاءَهُمْ

Meśelu-lcenneti-lletî vu’ide-lmuttekûn(e)(s) fîhâ enhârun min mâ-in ġayri âsinin ve enhârun min lebenin lem yeteġayyer ta’muhu ve enhârun min ḣamrin leżżetin lişşâribîne ve enhârun min ‘aselin musaffâ(en)(s) velehum fîhâ min kulli-śśemerâti ve maġfiratun min rabbihim(s) kemen huve ḣâlidun fî-nnâri ve sukû mâen hamîmen fekatta’a em’âehum

Muttakilere (Allah'a karşı kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışanlara) vaad edilen cennetin misali (şöyledir), orada (zamanla hiçbir vasfı) bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için (tarifi imkânsız şekilde) lezzetli şaraptan ırmaklar ve saf (süzme) baldan ırmaklar vardır. Ayrıca orada onlar için meyvelerin her çeşidi ve Rabblerinden bir mağfiret vardır. (Hiç bu kimselerin durumu) Ateşte ebedi kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?

16

وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِــعُ اِلَيْكَۚ حَتّٰٓى اِذَا خَرَجُوا مِنْ قَالُوا لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ اٰنِفاً۠ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ

Veminhum men yestemi’u ileyke hattâ iżâ ḣaracû min ‘indike kâlû lilleżîne ûtû-l’ilme mâżâ kâle ânifâ(en)(c) ulâ-ike-lleżîne tabe’a(A)llâhu ‘alâ kulûbihim vettebe’û ehvâehum

(Resulüm!) Onlardan seni dinlemeye gelenler de vardır. Fakat onlar senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilmiş olanlara (alaylı bir şekilde), "az önce ne dedi?" derler. İşte onlar, Allah'ın, kalplerini mühürlediği ve (nefislerinin) hevâlarına tabi olan kimselerdir.

17

وَالَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَاٰتٰيهُمْ تَقْوٰيهُمْ

Velleżîne-htedev zâdehum huden ve âtâhum takvâhum

Hidâyete erenlere gelince, Allah onların hidâyetlerini arttırır ve onlara takvâlarını (Allah'a karşı kulluk sorumluluklarını bilip yerine getirmeleri için manen bir güç, kuvvet) verir.

18

فَهَلْ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ بَغْتَةًۚ فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ

Fehel yenzurûne illâ-ssâ’ate en te/tiyehum baġte(ten)(s) fekad câe eşrâtuhâ(c) fe-ennâ lehum iżâ câet-hum żikrâhum

O (nefislerinin arzu ve isteklerine tabi ola)nlar, (kıyamet) saatin(in) ansızın kendilerine gelip çatmasından başka bir şey mi bekliyorlar? Andolsun ki onun alâmetleri (belirmeye başlayıp) gelmiştir. Fakat (ölüm) kendilerine geldiği zaman (bu uyarı ve ikazlarımızı) hatırlamaları neye yarar!

19

فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَٓا اِلَّا اللّٰهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوٰيكُمْ۟

Fa’lem ennehu lâ ilâhe illa(A)llâhu vestaġfir liżenbike velilmu/minîne velmu/minât(i)(k) va(A)llâhu ya’lemu mutekallebekum ve meśvâkum

(Ey insan!) Bil ki şüphesiz, Allah'tan başka İlâh yoktur. (Sen) Hem kendi günahın için hem de mü'min erkeklerle mü'min kadınlar(ın günahları) için (Allah'tan) mağfiret dile! Çünkü Allah, (dünyada) gezip dolaştığınız yeri de (âhirette) varacağınız yeri de bilir.

20

وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌۚ فَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ ف۪يهَا الْقِتَالُۙ رَاَيْتَ الَّذ۪ينَ ف۪ي مَرَضٌ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ فَاَوْلٰى لَهُمْۚ

Ve yekûlu-lleżîne âmenû levlâ nuzzilet sûra(tun)(s) fe-iżâ unzilet sûratun muhkemetun ve żukira fîhâ-lkitâlu(ﻻ) raeyte-lleżîne fî kulûbihim meradun yenzurûne ileyke nazara-lmaġşiyyi ‘aleyhi mine-lmevt(i)(s) fe-evlâ lehum

İman (ettiğini iddia) edenler, "keşke (müşriklerle savaşmamız için) bir sûre indirilseydi!" derler. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince, kalplerinde (şeytanın verdiği vesveseyle) bir hastalık bulunanların üzerine ölüm baygınlığı çökmüş gibi bir bakışla sana baktıklarını görürsün. (Bu) Onlara müstahaktır!

21

طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۚ

Tâ’atun ve kavlun ma’rûf(un)(c) fe-iżâ ‘azeme-l-emru felev sadekû(A)llâhe lekâne ḣayran lehum

(Mü'min olduğunu iddia eden kişiye düşen; Allah'a ve resulüne) İtaat etmek ve güzel (söz) söylemektir. Onlar, iş ciddileşince Allah'a (verdikleri söze) sadık kalsalardı, elbette kendileri için (bu) daha hayırlı olurdu.

22

فَهَلْ اِنْ تَوَلَّيْتُمْ اَنْ فِي وَتُقَطِّعُٓوا اَرْحَامَكُمْ

Fehel ‘aseytum in tevelleytum en tufsidû fî-l-ardi ve tukatti’û erhâmekum

(Ey münafıklar!) Demek iş başına geçecek olursanız, yeryüzünde fesad çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?

23

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمٰٓى اَبْصَارَهُمْ

Ulâ-ike-lleżîne le’anehumu(A)llâhu fe-esammehum ve a’mâ ebsârahum

İşte bunlar, Allah'ın lanetlediği, (hakka olan daveti duymak ve görmek istemediklerinden kulaklarını) sağır ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.

24

اَفَلَا الْقُرْاٰنَ اَمْ عَلٰى اَقْفَالُهَا

Efelâ yetedebberûne-lkur-âne em ‘alâ kulûbin akfâluhâ

Onlar hâlâ Kur'ân'ı tedebbür etmeyecekler mi (akıllarını kullanıp bu Kitâb'ın Allah katından olduğunu düşünmeyecekler mi)? Yoksa onların kalpleri üzerinde kilitler mi var (ki hiçbir hakikat gönüllerine girmiyor)?

25

اِنَّ الَّذ۪ينَ ارْتَدُّوا عَلٰٓى مِنْ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَىۙ الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْۜ وَاَمْلٰى لَهُمْ

İnne-lleżîne-rteddû ‘alâ edbârihim min ba’di mâ tebeyyene lehumu-lhudâ(ﻻ)-şşeytânu sevvele lehum ve emlâ lehum

Şüphesiz ki kendilerine hidâyet apaçık belli olduktan sonra gerisin geri dönenleri şeytan (böyle bir) işe sevk etmiş ve onları (uzunca boş) ümitlere düşürmüştür.

26

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لِلَّذ۪ينَ كَرِهُوا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ سَنُط۪يعُكُمْ ف۪ي الْاَمْرِۚ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِسْرَارَهُمْ

Żâlike bi-ennehum kâlû lilleżîne kerihû mâ nezzela(A)llâhu senutî’ukum fî ba’di-l-emr(i)(s) va(A)llâhu ya’lemu isrârahum

Bunun sebebi; onların Allah'ın indirdiğini kerih gör(üp beğenmey)enlere, "bazı işlerde size itaat edeceğiz" demeleridir. Allah, onların (hem söylediklerini hem de içlerinde) gizlediklerini (çok iyi) bilir.

27

فَكَيْفَ اِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْ

Fekeyfe iżâ teveffet-humu-lmelâ-iketu yadribûne vucûhehum ve edbârahum

(Resulüm!) Melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken (onların) hâlleri nice olur?

28

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَٓا اَسْخَطَ اللّٰهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ۟

Żâlike bi-ennehumu-ttebe’û mâ esḣata(A)llâhe ve kerihû ridvânehu feahbeta a’mâlehum

Bunun sebebi; onların Allah'ı gazaplandıran şeylere tabi olmaları ve O'nu razı edecek şeyleri kerih gör(üp beğenme)meleridir. Bu yüzden (Allah da) onların amellerini boşa çıkarmıştır.

29

اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ ف۪ي مَرَضٌ اَنْ لَنْ اللّٰهُ اَضْغَانَهُمْ

Em hasibe-lleżîne fî kulûbihim meradun en len yuḣrica(A)llâhu adġânehum

Yoksa kalplerinde (şeytanın verdiği vesveseyle) bir hastalık bulunanlar Allah'ın, (içlerindeki iman edenler için besledikleri) kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?

30

وَلَوْ نَشَٓاءُ لَاَرَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِس۪يمٰيهُمْۜ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ ف۪ي الْقَوْلِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اَعْمَالَكُمْ

Velev neşâu le-eraynâkehum fele’araftehum bisîmâhum(c) veleta’rifennehum fî lahni-lkavl(i)(c) va(A)llâhu ya’lemu a’mâlekum

(Resulüm!) Şayet Biz dileseydik o (münafık)ları(n iç yüzlerini) sana gösterirdik de sen onları (gerçek) yüzleriyle tanırdın. Andolsun ki sen, onları (şimdi dahi) konuşma tarzlarından tanırsın. (Unutmayın!) Allah, (işlediğiniz tüm) amellerinizi bilir.

31

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتّٰى الْمُجَاهِد۪ينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِر۪ينَۙ وَنَبْلُوَ۬ا اَخْبَارَكُمْ

Velenebluvennekum hattâ na’leme-lmucâhidîne minkum ve-ssâbirîne ve nebluve aḣbârakum

Andolsun ki içinizden cihad edenleri ve sabredenleri (ayırt edip) bilinceye (insanlar da bunu görüp bilinceye) kadar sizi imtihan edeceğiz; çünkü Biz, sizin (bütün) iddialarınızı(n doğruluğunu) test edeceğiz.

32

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ اللّٰهِ وَشَٓاقُّوا الرَّسُولَ مِنْ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدٰىۙ لَنْ اللّٰهَ شَيْـٔاًۜ وَسَيُحْبِطُ اَعْمَالَهُمْ

İnne-lleżîne keferû ve saddû ‘an sebîli(A)llâhi ve şâkkû-rrasûle min ba’di mâ tebeyyene lehumu-lhudâ len yedurû(A)llâhe şey-en ve seyuhbitu a’mâlehum

Şüphesiz ki (resulümüzü ve âyetlerimizi) inkâr edip (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidâyet apaçık belli olduktan sonra resule karşı gelenler, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. (Ama) Bu yüzden (Allah) onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır.

33

يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَلَا اَعْمَالَكُمْ

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû atî’û(A)llâhe ve atî’û-rrasûle velâ tubtilû a’mâlekum

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Allah'a itaat edin, resul(ün)e de itaat edin! Böylece amellerinizi boşa çıkarmayın!

34

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ اللّٰهِ ثُمَّ مَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ اللّٰهُ لَهُمْ

İnne-lleżîne keferû ve saddû ‘an sebîli(A)llâhi śümme mâtû vehum kuffârun felen yaġfira(A)llâhu lehum

Muhakkak ki (resulümüzü ve âyetlerimizi) inkâr edip (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar ve sonra da kâfir olarak ölenler var ya, işte Allah onları asla bağışlamayacaktır!

35

فَلَا وَتَدْعُٓوا اِلَى وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَۗ وَاللّٰهُ مَعَكُمْ وَلَنْ اَعْمَالَكُمْ

Felâ tehinû ve ted’û ilâ-sselmi ve entumu-l-a’levne va(A)llâhu me’akum velen yetirakum a’mâlekum

(Savaşta) Üstün durumda iken gevşeklik gösterip (kâfirleri) barışa davet etmeyin! Allah sizinle beraberdir ve sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir.

36

اِنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌۜ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ اُجُورَكُمْ وَلَا اَمْوَالَكُمْ

İnnemâ-lhayâtu-ddunyâ la’ibun ve lehv(un)(c) ve-in tu/minû ve tettekû yu/tikum ucûrakum velâ yes-elkum emvâlekum

Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve takvâ sahibi olursanız (Allah'a karşı kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışırsanız, O) size mükâfatınızı verir. Bir de (Allah) sizden, mallarınızı (tamamen infak etmenizi) istemez.

37

اِنْ يَسْـَٔلْكُمُوهَا فَيُحْفِكُمْ تَبْخَلُوا وَيُخْرِجْ اَضْغَانَكُمْ

İn yes-elkumûhâ feyuhfikum tebḣalû ve yuḣric adġânekum

Eğer sizden onları(n hepsini) isteseydi ve sizi zorlasaydı cimrilik ederdiniz. Bu da sizin (mal sevgisini gönlünüzde biriktirdiğinizden dolayı bütün) kininizi ortaya çıkarırdı.

38

هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تُدْعَوْنَ لِتُنْفِقُوا ف۪ي اللّٰهِۚ فَمِنْكُمْ مَنْ يَبْخَلُۚ وَمَنْ يَبْخَلْ فَاِنَّمَا يَبْخَلُ عَنْ وَاللّٰهُ الْغَنِيُّ وَاَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُۚ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَيْرَكُمْۙ ثُمَّ لَا اَمْثَالَكُمْ

Hâ entum hâulâ-i tud’avne litunfikû fî sebîli(A)llâhi feminkum men yebḣal(u)(s) vemen yebḣal fe-innemâ yebḣalu ‘an nefsih(i)(c) va(A)llâhu-lġaniyyu ve entumu-lfukarâ(u)(c) ve-in tetevellev yestebdil kavmen ġayrakum śümme lâ yekûnû emśâlekum

İşte siz böyle kimselersiniz! (Size verilenlerin bir kısmını) Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz da içinizden bazıları cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse (bilsin ki), ancak kendi nefsine karşı cimrilik etmiş (Allah'ın ona lütfundan vereceği hayırlı nimeti kabul etmemiş) olur. Allah Ğaniyy'dir (hiçbir şeye muhtaç olmayan, herkesin ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu zattır), siz ise fakirsiniz. Eğer siz (resulümüzden ve âyetlerimizden) yüz çevirirseniz, (Allah) yerinize sizden başka bir kavmi getirir sonra onlar sizin gibi (nefsine zulmeden kimseler) de olmazlar.