بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا بَيْنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tukaddimû beyne yedeyi(A)llâhi ve rasûlih(i)(s) vettekû(A)llâh(e)(c) inna(A)llâhe semî’un ‘alîm(un)
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! (Kendi arzu ve düşüncelerinize uyarak) Allah'ın ve resulünün önüne geçmeyin! Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! Çünkü Allah Semî''dir, Alîm'dir (her şeyi ve herkesi işiten ve bilendir).
يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ اَعْمَالُكُمْ وَاَنْتُمْ لَا
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ terfe’û asvâtekum fevka savti-nnebiyyi velâ techerû lehu bilkavli kecehri ba’dikum liba’din en tahbeta a’mâlukum ve entum lâ teş’urûn(e)
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Seslerinizi (ve fikirlerinizi), nebînin sesinin üstüne çıkarmayın! Ve sözü birbirinizle bağıra çağıra konuştuğunuz gibi ona yüksek sesle söylemeyin! Yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider!
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰىۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ
İnne-lleżîne yeġuddûne asvâtehum ‘inde rasûli(A)llâhi ulâ-ike-lleżîne-mtehana(A)llâhu kulûbehum littakvâ(c) lehum maġfiratun ve ecrun ‘azîm(un)
Allah'ın resulünün huzurunda (fikir beyan etmeyip) seslerini kısanlar var ya, işte onlar Allah'ın, kalplerini takvâ ile imtihan ettiği (kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışan) kimselerdir. Onlar için (Rabbleri katında geniş) bir mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُنَادُونَكَ مِنْ الْحُجُرَاتِ اَكْثَرُهُمْ لَا
İnne-lleżîne yunâdûneke min verâ-i-lhucurâti ekśeruhum lâ ya’kilûn(e)
(Resulüm!) Sana (evinin) odaların(ın) ardından (bağırarak) seslenenler var ya, onların çoğu akıllarını kullanmayan kimselerdir.
وَلَوْ اَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتّٰى تَخْرُجَ اِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Velev ennehum saberû hattâ taḣruce ileyhim lekâne ḣayran lehum(c) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)
Eğer onlar, sen kendilerin(in yanın)a çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette (bu) kendileri için daha hayırlı olurdu. Bununla beraber Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir).
يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ جَٓاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَاٍ فَتَبَيَّنُٓوا اَنْ قَوْماً بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى فَعَلْتُمْ نَادِم۪ينَ
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû in câekum fâsikun binebe-in fetebeyyenû en tusîbû kavmen bicehâletin fetusbihû ‘alâ mâ fe’altum nâdimîn(e)
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onu(n doğruluğunu iyice) araştırın! Yoksa cahillikle bir topluluğa sataş(ıp iftira ed)ersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
وَاعْلَمُٓوا اَنَّ ف۪يكُمْ رَسُولَ اللّٰهِۜ لَوْ يُط۪يعُكُمْ ف۪ي مِنَ لَعَنِتُّمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ حَبَّبَ اِلَيْكُمُ الْا۪يمَانَ وَزَيَّـنَهُ ف۪ي وَكَرَّهَ اِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الرَّاشِدُونَۙ
Va’lemû enne fîkum rasûla(A)llâh(i)(c) lev yutî’ukum fî keśîrin mine-l-emri le’anittum velâkinna(A)llâhe habbebe ileykumu-l-îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum ve kerrahe ileykumu-lkufra velfusûka vel’isyân(e)(c) ulâ-ike humu-rrâşidûn(e)
Hem bilin ki şüphesiz içinizde Allah'ın resulü vardır. Şayet o, birçok işte size uysaydı, gerçekten (türlü) zahmet ve meşakkat(ler) çekerdiniz. Fakat Allah, size (yaratılıştaki fıtratınız gereği) imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde süsledi. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin gösterdi. İşte (Allah'ın resulüne itaat ederek) rüşdüne er(ip kâmil insan ol)anlar bunlardır.
فَضْلاً مِنَ وَنِعْمَةًۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ
Fadlen mina(A)llâhi veni’me(ten)(c) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)
(Bu) Allah'tan bir lütuf ve nimettir. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir (her şeyi ve herkesi bilen, her işinde hikmet ve hayır olandır).
وَاِنْ طَٓائِفَتَانِ مِنَ اقْتَتَلُوا فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَاۚ فَاِنْ بَغَتْ اِحْدٰيهُمَا عَلَى فَقَاتِلُوا الَّت۪ي تَبْغ۪ي حَتّٰى تَف۪ٓيءَ اِلٰٓى اللّٰهِۚ فَاِنْ فَٓاءَتْ فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَاَقْسِطُواۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ
Ve-in tâ-ifetâni mine-lmu/minîne-ktetelû feaslihû beynehumâ(s) fe-in beġat ihdâhumâ ‘alâ-l-uḣrâ fekâtilû-lletî tebġî hattâ tefî-e ilâ emri(A)llâh(i)(c) fe-in fâet feaslihû beynehumâ bil’adli ve aksitû(s) inna(A)llâhe yuhibbu-lmuksitîn(e)
(Ey mü'minler!) Eğer mü'minlerden iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Şayet onlardan biri (aralarında hüküm verildikten sonra yine) ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran (taraf)la savaşın. Eğer (onlar, Allah'ın buyruğuna) dönerse artık onların arasını adaletle düzeltin ve adil olun; çünkü Allah, adil olanları sever.
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ۟
İnnemâ-lmu/minûne iḣvetun feaslihû beyne eḣaveykum(c) vettekû(A)llâhe le’allekum turhamûn(e)
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın) ki rahmete eresiniz.
يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا قَوْمٌ مِنْ عَسٰٓى اَنْ خَيْراً مِنْهُمْ وَلَا نِسَٓاءٌ مِنْ عَسٰٓى اَنْ خَيْراً مِنْهُنَّۚ وَلَا اَنْفُسَكُمْ وَلَا بِالْاَلْقَابِۜ بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْا۪يمَانِۚ وَمَنْ لَمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ yesḣar kavmun min kavmin ‘asâ en yekûnû ḣayran minhum velâ nisâun min nisâ-in ‘asâ en yekunne ḣayran minhun(ne)(s) velâ telmizû enfusekum velâ tenâbezû bil-elkâb(i)(s) bi/se-l-ismu-lfusûku ba’de-l-îmân(i)(c) vemen lem yetub feulâ-ike humu-zzâlimûn(e)
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! (Sizden) Bir topluluk, (başka) bir topluluğu alaya almasın! Belki onlar, kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da (başka) kadınları (alaya almasınlar)! Belki onlar, kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendinizi de (önceden yaptıklarınızdan dolayı) kınamayın ve birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın! İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Artık kim (bunlardan vazgeçerek) tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir!
يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يراً مِنَ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا وَلَا بَعْضُكُمْ بَعْضاًۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَـوَّابٌ رَح۪يمٌ
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-ctenibû keśîran mine-zzanni inne ba’da-zzanni iśm(un)(s) velâ tecessesû velâ yaġteb ba’dukum ba’dâ(an)(s) eyuhibbu ehadukum en ye/kule lahme eḣîhi meyten fekerihtumûh(u)(c) vettekû(A)llâh(e)(c) inna(A)llâhe tevvâbun rahîm(un)
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Zannın çoğundan kaçının; çünkü zannın bazısı (yani kötü zan) günahtır. (Birbirinizin kusurlarını ve günahlarını) Araştır(ıp casusluk yap)mayın! Birbirinizin gıybetini de yapmayın! Sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksindiniz (değil mi)! O hâlde Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! Muhakkak ki Allah Tevvâb'tır, Rahîm'dir (tövbeleri, kendisine dönenlerin dönüşünü kabul eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir).
يَٓا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَـبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ
Yâ eyyuhâ-nnâsu innâ ḣalaknâkum min żekerin ve unśâ ve ce’alnâkum şu’ûben ve kabâ-ile lite’ârafû(c) inne ekramekum ‘inda(A)llâhi etkâkum(c) inna(A)llâhe ‘alîmun ḣabîr(un)
Ey insanlar! Şüphesiz ki Biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve (birbirinize karşı soy ve renginizle övünesiniz diye değil, bilakis) birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık (ki Allah'ın kudretine şahid olasınız). Muhakkak ki Allah katında ikrama en nail olanınız, O'na karşı (en çok) takvâ sahibi olanınız (yani kulluk sorumluluğunu bilip en çok yerine getirmeye çalışanınız)dır. Muhakkak ki Allah Alîm'dir, Habîr'dir (her şeyi, herkesi bilen ve her şeyden, herkesten haberdar olandır).
قَالَتِ الْاَعْرَابُ اٰمَنَّاۜ قُلْ لَمْ وَلٰكِنْ قُولُٓوا اَسْلَمْنَا وَلَمَّا الْا۪يمَانُ ف۪ي وَاِنْ تُط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ لَا مِنْ شَيْـٔاًۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Kâleti-l-a’râbu âmennâ(s) kul lem tu/minû ve lâkin kûlû eslemnâ velemmâ yedḣuli-l-îmânu fî kulûbikum(s) ve-in tutî’û(A)llâhe verasûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey-â(en)(c) inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)
(Resulüm! Sana biat etmek için gelen) Bedevi Araplar(dan bir topluluk), "biz iman ettik" dediler. De ki: "Siz iman etmediniz; fakat 'biz (Allah ve resulüne) teslim ol(arak Müslüman ol)duk' deyin; çünkü iman sizin kalplerinize henüz dâhil olmadı. Eğer Allah'a ve resulüne itaat ederseniz (Allah) amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez (ve buna karşılık size iman verir). Muhakkak ki Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir)."
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ لَمْ وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ ف۪ي اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ
İnnemâ-lmu/minûne-lleżîne âmenû bi(A)llâhi ve rasûlihi śümme lem yertâbû ve câhedû bi-emvâlihim ve enfusihim fî sebîli(A)llâh(i)(c) ulâ-ike humu-ssâdikûn(e)
Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah'a ve resulüne iman ederler (Allah'ı ve resulünü canlarından çok severler), (böyle bir imandan) sonra asla şüpheye düşmezler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler. İşte onlar (Rabblerine âbd olacaklarına dair verdikleri söze) sadık olanlardır.
قُلْ اَتُعَلِّمُونَ اللّٰهَ بِد۪ينِكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا فِي وَمَا فِي وَاللّٰهُ بِكُلِّ عَل۪يمٌ
Kul etu’allimûna(A)llâhe bidînikum va(A)llâhu ya’lemu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(c) va(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîm(un)
(Resulüm! O iman ettiklerini iddia edenlere) De ki: "Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz (sadece 'inandık' demekle mü'min olacağınızı mı sanıyorsunuz)? Hâlbuki Allah göklerde olanları da yerde olanları da bilir. Çünkü Allah, her şeyi (en ince ayrıntısına kadar) bilendir."
يَمُنُّونَ عَلَيْكَ اَنْ قُلْ لَا عَلَيَّ اِسْلَامَكُمْۚ بَلِ اللّٰهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ اَنْ لِلْا۪يمَانِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
Yemunnûne ‘aleyke en eslemû(s) kul lâ temunnû ‘aleyye islâmekum(s) beli(A)llâhu yemunnu ‘aleykum en hedâkum lil-îmâni in kuntum sâdikîn(e)
(Resulüm! Onlar bir de Müslüman olup Allah'a) Teslim olmalarını senin başına kakıyorlar. De ki: "Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Eğer (Rabbine âbd olacağına dair verdiği söze) sadık olanlardansanız, aksine sizi imana (ulaştırıp hidâyete) erdirdiği için Allah size minnet eder (sizden kulluk ister)."
اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
İnna(A)llâhe ya’lemu ġaybe-ssemâvâti vel-ard(i)(c) va(A)llâhu basîrun bimâ ta’melûn(e)
Muhakkak ki Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Ve Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.