بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
يَٓا الْمُزَّمِّلُۙ
Yâ eyyuhâ-lmuzzemmil(u)
Ey (vahyin) örtüsüne bürünen (resul)!
قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَل۪يلاًۙ
Kumi-lleyle illâ kalîlâ(n)
(Nebîliğin ve resullüğün gereği olan vahyi almaya hazırlanmak için) Birazı hariç, geceleyin kalk!
نِصْفَهُٓ اَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَل۪يلاًۙ
Nisfehu evi-nkus minhu kalîlâ(n)
(3-4) (Gecenin) Yarısında yahut ondan biraz azalt ya da çoğalt ve Kur'ân'ı tertil üzere (anlayarak tane tane) oku!
اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلاًۜ
Ev zid ‘aleyhi ve rattili-lkur-âne tertîlâ(n)
(3-4) (Gecenin) Yarısında yahut ondan biraz azalt ya da çoğalt ve Kur'ân'ı tertil üzere (anlayarak tane tane) oku!
اِنَّا سَنُلْق۪ي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَق۪يلاًۜ
İnnâ senulkî ‘aleyke kavlen śekîlâ(n)
Çünkü Biz, sana (sorumluluğu) ağır bir söz ilka (edip vahy)edeceğiz.
اِنَّ نَاشِئَةَ الَّيْلِ هِيَ اَشَدُّ وَطْـٔاً وَاَقْوَمُ ق۪يلاًۜ
İnne nâşi-ete-lleyli hiye eşeddu vat-en ve akvemu kîlâ(n)
Muhakkak ki o gece kalkışı (âyetleri tefekkür ederek anlama ve onunla dirilme açısından) çok daha tesirli ve söz (kavrayış) bakımından daha sağlamdır.
اِنَّ لَكَ فِي سَبْحاً طَو۪يلاًۜ
İnne leke fî-nnehâri sebhan tavîlâ(n)
Zira gündüz vakti sana uzun uzadıya bir meşguliyet vardır.
وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْت۪يلاًۜ
Veżkuri-sme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(n)
(Geceleyin) Rabbinin ismini zikret ve (her şeyden sıyrılarak) bütün varlığınla O'na yönel!
رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَك۪يلاً
Rabbu-lmeşriki velmaġribi lâ ilâhe illâ huve fetteḣiżhu vekîlâ(n)
O, doğunun da batının da (doğanın da ölenin de görünenin de görünmeyenin de) Rabbidir, O'ndan başka İlâh yoktur. Öyleyse (yalnız O'na güvenip teslim olarak) O'nu Vekîl edin!
وَاصْبِرْ عَلٰى يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْراً جَم۪يلاً
Vasbir ‘alâ mâ yekûlûne vehcurhum hecran cemîlâ(n)
(Resulüm! Sen) O (müşrik)lerin söylediklerine sabret ve onlardan güzel bir hicretle (sana yakışır şekilde güzellikle ve vakarla ayrılıp) hicret et!
وَذَرْن۪ي وَالْمُكَذِّب۪ينَ اُو۬لِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَل۪يلاً
Ve żernî velmukeżżibîne ulî-nna’meti ve mehhilhum kalîlâ(n)
Nimet sahibi (olup refah içinde yüzen ve âyetlerimi) yalanlayanları ise Bana bırak ve onlara biraz mühlet ver!
اِنَّ لَدَيْنَٓا اَنْكَالاً وَجَح۪يماًۙ
İnne ledeynâ enkâlen ve cahîmâ(n)
Çünkü (kıyamet günü) Bizim yanımızda (onlar için hazırlanmış) prangalar, (zorlu) bir cehennem,
وَطَعَاماً ذَا وَعَذَاباً اَل۪يماً
Ve ta’âmen żâ ġussatin ve ’ażâben elîmâ(n)
Boğazı tıkay(ıp dur)an bir yiyecek (olan zakkum) ve elem verici (iç yakan) bir azap vardır.
يَوْمَ تَرْجُفُ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَث۪يباً مَه۪يلاً
Yevme tercufu-l-ardu velcibâlu ve kâneti-lcibâlu keśîben mehîlâ(n)
O gün yeryüzü ve dağlar (müthiş bir sarsıntıyla) sarsılır ve dağlar akıp giden bir kum yığını hâline gelir.
اِنَّٓا اَرْسَلْنَٓا اِلَيْكُمْ رَسُولاً شَاهِداً عَلَيْكُمْ كَمَٓا اَرْسَلْنَٓا اِلٰى رَسُولاًۜ
İnnâ erselnâ ileykum rasûlen şâhiden ‘aleykum kemâ erselnâ ilâ fir’avne rasûlâ(n)
(Ey insanlar!) Şüphesiz ki Biz, Firavun'a bir resul gönderdiğimiz gibi size de (kıyamet günü) hakkınızda şahidlik edecek bir resul gönderdik.
فَعَصٰى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَاَخَذْنَاهُ اَخْذاً وَب۪يلاً
Fe’asâ fir’avnu-rrasûle fe-eḣażnâhu aḣżen vebîlâ(n)
Firavun o resule isyan etti, bunun üzerine Biz de onu ağır (ve kahredici) bir yakalayışla yakaladık.
فَـكَيْفَ تَتَّقُونَ اِنْ كَفَرْتُمْ يَوْماً يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ ش۪يباًۗ
Fekeyfe tettekûne in kefertum yevmen yec’alu-lvildâne şîbâ(n)
Hâl böyle iken (size gönderilen resulü siz de) inkâr ederseniz, çocukları (ak saçlı) ihtiyarlara çeviren o günden kendinizi nasıl koruyacaksınız?
اَلسَّمَٓاءُ مُنْفَطِرٌ بِه۪ۜ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولاً
Essemâu munfatirun bih(i)(c) kâne va’duhu mef’ûlâ(n)
Gökyüzü o (gü)nün (dehşetiy)le yarıl(ıp bambaşka bir hâl al)ır. (Böylece) Allah'ın vaadi gerçekleşmiş olur.
اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى سَب۪يلاً۟
İnne hâżihi teżkira(tun)(s) femen şâe-tteḣaże ilâ rabbihi sebîlâ(n)
Muhakkak ki bu (Kur'ân, mü'minler için ancak) bir zikir (öğüt ve hatırlatma)dır. Artık kim dilerse Rabbine (varan) bir yol tutar.
اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَٓائِفَةٌ مِنَ مَعَكَۜ وَاللّٰهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ عَلِمَ اَنْ لَنْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ عَلِمَ اَنْ مِنْكُمْ مَرْضٰىۙ وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي يَبْتَغُونَ مِنْ اللّٰهِۙ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي اللّٰهِۘ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُۙ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناًۜ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْراً وَاَعْظَمَ اَجْراًۜ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
İnne rabbeke ya’lemu enneke tekûmu ednâ min śuluśeyi-lleyli ve nisfehu ve śuluśehu ve tâ-ifetun mine-lleżîne me’ak(e)(c) va(A)llâhu yukaddiru-lleyle ve-nnehâr(a)(c) ‘alime en len tuhsûhu fetâbe ‘aleykum(s) fakraû mâ teyessera mine-lkur-ân(i)(c) ‘alime en seyekûnu minkum merdâ(ﻻ) ve âḣarûne yadribûne fî-l-ardi yebteġûne min fadli(A)llâhi(ﻻ) ve âḣarûne yukâtilûne fî sebîli(A)llâh(i)(s) fakraû mâ teyessera minh(u)(c) ve ekîmû-ssalâte ve âtû-zzekâte ve akridû(A)llâhe kardan hasenâ(n)(c) vemâ tukaddimû li-enfusikum min ḣayrin tecidûhu ‘inda(A)llâhi huve ḣayran ve a’zame ecrâ(n)(c) vestaġfirû(A)llâh(e)(s) inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)
(Resulüm!) Senin; gecenin üçte ikisinden azında, (bazen) yarısında, (bazen de) üçte birinde kalktığını (Kur'ân'ı tertil üzere okuduğunu, Rabbini zikrettiğini) ve seninle beraber olan bir topluluğun da (böyle yaptığını) muhakkak ki Rabbin biliyor. Allah gece ve gündüzü takdir ed(ip düzenl)er. O, sizin bunu hesap edemeyeceğinizi (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete dayanamayacağınızı) bildiği için sizin tövbe (edip O'na dönüşü)nüzü (rahmetiyle) kabul etti. Artık Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyu(p hayatınıza geçiri)n! (Allah) İçinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah'ın fazlından (lütuf ve ihsanından rızık) aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda savaşacağını bilmektedir. O hâlde o (Kur'ân)dan kolayınıza geleni okuyu(p hayatınıza geçiri)n! Namazı ikâme ed(erek her anda Allah'ın huzurunda durmaya çalış)ın, zekâtı ver(erek nefsinizin cimriliğini temizley)in ve (karşılığını sadece Allah'tan almak üzere malınızdan infak ederek) Allah'a güzel bir borç verin! (Allah'ın rızasını gözeterek) Hayır namına kendiniz için her neyi (âhirete gönderip huzura) takdim ederseniz Allah katında onu bulursunuz. Hem o, (dünya malından) daha hayırlı ve mükâfatça çok daha büyüktür. Allah'tan mağfiret dileyin; çünkü Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir).