بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
يَٓا الْمُدَّثِّرُۙ
Yâ eyyuhâ-lmuddeśśir(u)
Ey (vahyin) örtüsüne bürünen (ve nübüvvetini gizleyen resul)!
قُمْ فَاَنْذِرْۙ
Kum fe-enżir
(Nebîliğin ve resullüğün gereği olarak) Kalk ve (insanları) uyar!
وَرَبَّكَ فَـكَبِّرْۙ
Ve rabbeke fekebbir
Ve Rabbini tekbir et (Rabbinin büyüklük ve azametini anlat)!
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ
Ve śiyâbeke fetahhir
(Bir de takvâ) Elbiseni tertemiz tut!
وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ
Ve-rrucze fehcur
Temiz olmayan (maddi, manevi) her şeyden de hicret et (uzak dur)!
وَلَا تَسْتَكْثِرُۙ
Velâ temnun testekśir(u)
Daha çoğunu bekleyerek (insanlara) iyilik yapma!
وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْۜ
Velirabbike fasbir
Ve Rabbin için (sana gelen her musibet ve belaya) sabret!
فَاِذَا نُقِرَ فِي
Fe-iżâ nukira fî-nnâkûr(i)
Sûr'a üfürüldüğü zaman var ya,
فَذٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَس۪يرٌۙ
Feżâlike yevme-iżin yevmun ‘asîr(un)
İşte o gün, pek çetin bir gündür.
عَلَى غَيْرُ يَس۪يرٍ
‘Alâ-lkâfirîne ġayru yesîr(in)
Kâfirler için (o gün hiç de) kolay değildir.
ذَرْن۪ي وَمَنْ خَلَقْتُ وَح۪يداًۙ
Żernî vemen ḣalaktu ve hîdâ(n)
(Resulüm!) Tek olarak yarattığım o kimseyi (sen) Bana bırak!
وَجَعَلْتُ لَهُ مَالاً مَمْدُوداًۙ
Ve ce’altu lehu mâlen memdûdâ(n)
(12-13) Ki Ben ona, genişleyen bir mal, gözü önünde duran oğullar verdim.
وَبَن۪ينَ شُهُوداًۙ
Ve benîne şuhûdâ(n)
(12-13) Ki Ben ona, genişleyen bir mal, gözü önünde duran oğullar verdim.
وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْه۪يداًۙ
Ve mehhedtu lehu temhîdâ(n)
Ve (dünya nimetlerini) on(un önün)e serdikçe serdim.
ثُمَّ يَطْمَعُ اَنْ
Śumme yatme’u en ezîd(e)
Sonra o, hırsla (bu nimetleri) daha da arttırmamı arzu eder.
كَلَّاۜ اِنَّهُ كَانَ لِاٰيَاتِنَا عَن۪يداًۜ
Kellâ(s) innehu kâne li-âyâtinâ ‘anîdâ(n)
Hayır (bunu asla ummasın)! Çünkü o, Bizim âyetlerimize karşı (olabildiğince inkârcı ve) inatçıdır.
سَاُرْهِقُهُ صَعُوداًۜ
Seurhikuhu sa’ûdâ(n)
(Bu nedenle) Ben, onu yakında sarp bir yokuşa sardıracağım (asla rahat edemeyeceği meşakkatli bir azaba uğratacağım).
اِنَّهُ فَـكَّرَ وَقَدَّرَۙ
İnnehu fekkera ve kadder(a)
Zira o, (vahyimiz hakkında) tefekkür etti (enine boyuna düşündü) ve ölçtü, biçti.
فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ
Fekutile keyfe kadder(a)
Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti!
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ
Śumme kutile keyfe kadder(a)
Sonra kahrolası (tekrar) ne biçim ölçtü, biçti!
ثُمَّ نَظَرَۙ
Śumme nezar(a)
Sonra nazar etti (eğer iman ederse insanların ona ne diyeceğine baktı).
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَۙ
Śumme ‘abese ve beser(a)
Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı.
ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَۙ
Śumme edbera vestekber(a)
Sonra (vahyimizden yüz çevirip) kibirlenerek arkasını döndü.
فَقَالَ اِنْ اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُۙ
Fekâle in hâżâ illâ sihrun yu/śer(u)
Ve dedi ki: "Bu (Kur'ân) ancak (öteden beri) süregelen bir sihirden başka bir şey değildir."
اِنْ اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِۜ
İn hâżâ illâ kavlu-lbeşer(i)
"Bu ancak (bir) beşer sözüdür."
سَاُصْل۪يهِ سَقَرَ
Seuslîhi sekar(a)
Ben onu Sekar'a (alevli cehennem ateşine) yaslayacağım.
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سَقَرُۜ
Vemâ edrâke mâ sekar(u)
Sekar'ın ne olduğunu biliyor musun?
لَا وَلَا
Lâ tubkî velâ teżer(u)
O, (azap etmeyi) bırakmaz ve (azap etmekten) vazgeçmez.
لَـوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِۚ
Levvâhatun lilbeşer(i)
O, beşere (nefsinin arzusunu ilâh edinenlere) susamıştır.
عَلَيْهَا تِسْعَةَ
‘Aleyhâ tis’ate ‘aşer(a)
Onun üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır.
وَمَا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًۖ وَمَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَـفَرُواۙ لِيَسْتَيْقِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْـكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا ا۪يمَاناً وَلَا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْـكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَۙ وَلِيَقُولَ الَّذ۪ينَ ف۪ي مَرَضٌ وَالْـكَافِرُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلاًۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ وَيَـهْد۪ي مَنْ وَمَا جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَۜ وَمَا اِلَّا ذِكْرٰى لِلْبَشَرِ۟
Vemâ ce’alnâ ashâbe-nnâri illâ melâ-iketen(ﻻ) vemâ ce’alnâ ‘iddetehum illâ fitneten lilleżîne keferû liyesteykine-lleżîne ûtû-lkitâbe ve yezdâde-lleżîne âmenû îmânen(ﻻ) velâ yertâbe-lleżîne ûtû-lkitâbe velmu/minûne(ﻻ) veliyekûle-lleżîne fî kulûbihim meradun velkâfirûne mâżâ erâda(A)llâhu bihâżâ meśelâ(n)(c) keżâlike yudillu(A)llâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ(u)(c) vemâ ya’lemu cunûde rabbike illâ hu(ve)(c) vemâ hiye illâ żikrâ lilbeşer(i)
Biz, (cehennem) ateşin(in) muhafızlarını ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını kâfirler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler (daha önce onlara indirdiğimiz kitapta olan bu bilgiye) kesin olarak ikna olsunlar, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü'minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kâfirler de "Allah bu misalle neyi (anlatmayı) murad etti" desinler. İşte böyle, Allah, dilediğini (küfründe inat edeni) dalâlette bırakır, dilediğini (hidâyeti isteyeni) de hidâyete erdirir. Rabbinin ordularını O'ndan başkası bilmez. Bu, insanlık için ancak bir (hatırlatma ve) uyarıdır.
كَلَّا وَالْقَمَرِۙ
Kellâ velkamer(i)
(32-37) Hayır! Ay'a, dönüp gitmekte olan geceye, ağarmakta olan sabaha andolsun ki o (Sekar), sizden (hayırda) ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen insanları uyarmak için en büyük (ikazlardan) biridir.
وَالَّيْلِ اِذْ اَدْبَرَۙ
Velleyli iż edber(a)
(32-37) Hayır! Ay'a, dönüp gitmekte olan geceye, ağarmakta olan sabaha andolsun ki o (Sekar), sizden (hayırda) ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen insanları uyarmak için en büyük (ikazlardan) biridir.
وَالصُّبْحِ اِذَٓا اَسْفَرَۙ
Ve-ssubhi iżâ esfer(a)
(32-37) Hayır! Ay'a, dönüp gitmekte olan geceye, ağarmakta olan sabaha andolsun ki o (Sekar), sizden (hayırda) ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen insanları uyarmak için en büyük (ikazlardan) biridir.
اِنَّهَا لَاِحْدَى الْـكُبَرِۙ
İnnehâ le-ihdâ-lkuber(i)
(32-37) Hayır! Ay'a, dönüp gitmekte olan geceye, ağarmakta olan sabaha andolsun ki o (Sekar), sizden (hayırda) ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen insanları uyarmak için en büyük (ikazlardan) biridir.
نَذ۪يراً لِلْبَشَرِۙ
Neżîran lilbeşer(i)
(32-37) Hayır! Ay'a, dönüp gitmekte olan geceye, ağarmakta olan sabaha andolsun ki o (Sekar), sizden (hayırda) ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen insanları uyarmak için en büyük (ikazlardan) biridir.
لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ اَوْ يَتَاَخَّرَۜ
Limen şâe minkum en yetekaddeme ev yeteaḣḣar(a)
(32-37) Hayır! Ay'a, dönüp gitmekte olan geceye, ağarmakta olan sabaha andolsun ki o (Sekar), sizden (hayırda) ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen insanları uyarmak için en büyük (ikazlardan) biridir.
كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَه۪ينَةٌۙ
Kullu nefsin bimâ kesebet rahîne(tun)
Her nefis, (dünyada) kazandığının (âhirette) rehinidir.
اِلَّٓا اَصْحَابَ الْيَم۪ينِۜۛ
İllâ ashâbe-lyemîn(i)
Ancak sağın arkadaşları (olan cennetlikler başka).
ف۪ي يَتَسَٓاءَلُونَۙ
Fî cennâtin yetesâelûn(e)
(40-42) (Onlar) Cennetlerdedir ve mücrimlere, "sizi Sekar'a sokan şey nedir" diye sorarlar.
عَنِ
‘Ani-lmucrimîn(e)
(40-42) (Onlar) Cennetlerdedir ve mücrimlere, "sizi Sekar'a sokan şey nedir" diye sorarlar.
مَا سَلَـكَكُمْ ف۪ي
Mâ selekekum fî sekar(a)
(40-42) (Onlar) Cennetlerdedir ve mücrimlere, "sizi Sekar'a sokan şey nedir" diye sorarlar.
قَالُوا لَمْ مِنَ
Kâlû lem neku mine-lmusallîn(e)
Onlar (da cevap vererek şöyle) derler: "Biz (Allah'ın resulünü ve getirdiği dini kabul edip) destekleyenlerden değildik."
وَلَمْ نُطْعِمُ الْمِسْك۪ينَۙ
Velem neku nut’imu-lmiskîn(e)
"Biz yoksulu da doyurmuyorduk."
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَٓائِض۪ينَۙ
Ve kunnâ neḣûdu me’a-lḣâ-idîn(e)
"Ve (bâtıla) dalanlarla birlikte biz de dalıyorduk."
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۙ
Ve kunnâ nukeżżibu biyevmi-ddîn(i)
"Biz din (hesap) gününü de yalan sayıyorduk."
حَتّٰٓى اَتٰينَا الْيَق۪ينُۜ
Hattâ etânâ-lyakîn(u)
"Ta ki bize yakîn (ölüm) gelinceye kadar."
فَمَا شَفَاعَةُ الشَّافِع۪ينَۜ
Femâ tenfe’uhum şefâ’atu-şşâfi’în(e)
Artık (o gün) şefâatçilerin şefâati onlara fayda vermez.
فَمَا لَهُمْ عَنِ مُعْرِض۪ينَۙ
Femâ lehum ‘ani-tteżkirati mu’ridîn(e)
(49-51) Hâl böyle iken onlara ne oluyor da aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi (insanlık için ancak bir) Zikir (öğüt ve hatırlatma olan bu Kur'ân)dan yüz çevirip kaçıyorlar?
كَاَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌۙ
Ke-ennehum humurun mustenfira(tun)
(49-51) Hâl böyle iken onlara ne oluyor da aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi (insanlık için ancak bir) Zikir (öğüt ve hatırlatma olan bu Kur'ân)dan yüz çevirip kaçıyorlar?
فَرَّتْ مِنْ
Ferrat min kasvera(tin)
(49-51) Hâl böyle iken onlara ne oluyor da aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi (insanlık için ancak bir) Zikir (öğüt ve hatırlatma olan bu Kur'ân)dan yüz çevirip kaçıyorlar?
بَلْ يُر۪يدُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ صُحُفاً مُنَشَّرَةًۙ
Bel yurîdu kullu-mri-in minhum en yu/tâ suhufen muneşşera(ten)
Üstelik onlardan her biri (yaptıklarına rağmen) kendisine açılmış sahifeler (vahiy) verilmesini ister.
كَلَّاۜ بَلْ لَا الْاٰخِرَةَۜ
Kellâ(s) bel lâ yeḣâfûne-l-âḣira(te)
Hayır! Bilakis onlar âhiretten korkmuyorlar.
كَلَّٓا اِنَّهُ تَذْكِرَةٌۚ
Kellâ innehu teżkira(tun)
Hayır (onların zannettikleri gibi değil)! Muhakkak ki bu (Kur'ân insanlık için ancak) bir zikir (öğüt ve hatırlatma)dır.
فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۜ
Femen şâe żekerah(u)
Dileyen onu tezekkür eder (Allah'a âbd olmak için yaratıldığını hatırlar ve onunla küfürden, şirkten temizlenir).
وَمَا اِلَّٓا اَنْ اللّٰهُۜ هُوَ اَهْلُ التَّقْوٰى وَاَهْلُ الْمَغْفِرَةِ
Vemâ yeżkurûne illâ en yeşâa(A)llâh(u)(c) huve ehlu-ttakvâ ve ehlu-lmaġfira(ti)
Bununla beraber Allah dilemedikçe (ve onlar da Allah'ın kendileri için dilediğini istemedikçe) öğüt alamazlar. O (Allah), takvâ ehlidir (kuluna karşı Rabblik sorumluluğunu yerine getirendir) ve mağfiret sahibidir (kulluk sorumluluğunu yerine getirmeyenleri dahi tövbe edip istiğfar ettikten sonra mağfiret edendir).