بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفاًۙ
Velmurselâti ‘urfâ(n)
Andolsun, birbiri ardınca gönderilen (resul)lere,
فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفاًۙ
Fel’âsifâti ‘asfâ(n)
(Hidâyetle) Esip (küfrü) savuranlara,
وَالنَّاشِرَاتِ نَشْراًۙ
Ve-nnâşirâti neşrâ(n)
(Allah'ın vahyini) Yaydıkça yayanlara,
فَالْفَارِقَاتِ فَرْقاًۙ
Felfârikâti ferkâ(n)
(Hakkı bâtıldan) Ayırdıkça ayıranlara,
فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْراًۙ
Felmulkiyâti żikrâ(n)
(5-6) (Kıyamet günü insanların) Özür (mazeretini ortadan kaldırmak) ya da uyarı olmak üzere (Allah'ın) Zikri (olan âyetlerini gönüllere) ilka edenlere andolsun ki,
عُذْراً اَوْ نُذْراًۙ
‘Użran ev nużra(n)
(5-6) (Kıyamet günü insanların) Özür (mazeretini ortadan kaldırmak) ya da uyarı olmak üzere (Allah'ın) Zikri (olan âyetlerini gönüllere) ilka edenlere andolsun ki,
اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌۜ
İnnemâ tû’adûne levâki’(un)
Size vaad edilen (kıyamet saati) mutlaka vuku bulacaktır.
فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْۙ
Fe-iżâ-nnucûmu tumiset
Yıldızlar(ın ışığı) söndürüldüğü zaman,
وَاِذَا السَّمَٓاءُ فُرِجَتْۙ
Ve-iżâ-ssemâu furicet
Gök (parça parça) yarıldığı zaman,
وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْۙ
Ve-iżâ-lcibâlu nusifet
Dağlar (paramparça edilip) savrulduğu zaman,
وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْۜ
Ve-iżâ-rrusulu ukkitet
Resullere (ümmetlerine şahidlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir).
لِاَيِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْۜ
Li-eyyi yevmin uccilet
(Peki, bu şahidlik) Hangi güne ertelenmiştir?
لِيَوْمِ الْفَصْلِۚ
Liyevmi-lfasl(i)
(İnsanlar arasındaki) Ayrım (ve hüküm) gününe!
وَمَٓا مَا يَوْمُ
Vemâ edrâke mâ yevmu-lfasl(i)
(Resulüm!) Ayrım gününün ne olduğunu biliyor musun?
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!
اَلَمْ الْاَوَّل۪ينَۜ
Elem nuhliki-l-evvelîn(e)
Biz (bu müşrikler gibi âyetlerimizi ve resulümüzü yalanlayan) önceki (kavim)leri helâk etmedik mi?
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِر۪ينَ
Śumme nutbi’uhumu-l-âḣirîn(e)
Sonra (yaptıklarıyla onlara tabi olup) ardından gelenleri de onların peşine takarız.
كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ
Keżâlike nef’alu bilmucrimîn(e)
İşte Biz, mücrimlere (nefsinin hevâsına uyan suçlulara) böyle yaparız.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!
اَلَمْ مِنْ مَه۪ينٍۙ
Elem naḣlukkum min mâ-in mehîn(in)
(Ey insanlar!) Biz sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
فَجَعَلْنَاهُ ف۪ي مَك۪ينٍۙ
Fece’alnâhu fî karârin mekîn(in)
(21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar (anne rahmi gibi) sağlam bir yere yerleştirdik.
اِلٰى مَعْلُومٍۙ
İlâ kaderin ma’lûm(in)
(21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar (anne rahmi gibi) sağlam bir yere yerleştirdik.
فَقَدَرْنَاۗ فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ
Fekadernâ feni’me-lkâdirûn(e)
Ve (bunu) Biz takdir ettik, Biz ne güzel takdir ediciyiz.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!
اَلَمْ الْاَرْضَ كِفَاتاًۙ
Elem nec’ali-l-arda kifâtâ(n)
(25-26) Biz, yeryüzünü dirilere ve ölülere bir toplanma yeri kılmadık mı?
اَحْيَٓاءً وَاَمْوَاتاًۙ
Ahyâen ve emvâtâ(n)
(25-26) Biz, yeryüzünü dirilere ve ölülere bir toplanma yeri kılmadık mı?
وَجَعَلْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَٓاءً فُرَاتاًۜ
Ve ce’alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḣâtin ve eskaynâkum mâen furâtâ(n)
Orada sabit yüce dağlar meydana getirmedik mi ve (orada) size tatlı bir su içirmedik mi?
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَۚ
İntalikû ilâ mâ kuntum bihi tukeżżibûn(e)
(Âhireti yalanlayanlara o gün şöyle denilir) "(Dünyada iken) Yalanlamakta olduğunuz (cehennem ateşin)e (haydi şimdi) varın!"
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ذ۪ي ثَلٰثِ
İntalikû ilâ zillin żî śelâśi şu’ab(in)
Üç kola ayrılmış gölgeye (cehennemdeki o üç yerden birine) varın ki,
لَا وَلَا مِنَ
Lâ zalîlin velâ yuġnî mine-lleheb(i)
(O sizi) Ne gölgelendirir ne de alevden korur.
اِنَّهَا تَرْم۪ي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِۚ
İnnehâ termî bişerarin kelkasr(i)
Muhakkak ki o (ateş), saray gibi (çok büyük) kıvılcımlar saçar.
كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌۜ
Ke-ennehu cimâletun sufr(un)
Sanki o (kıvılcımlar), sapsarı deve sürüleri gibidir.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!
هٰذَا يَوْمُ لَا
Hâżâ yevmu lâ yentikûn(e)
Bu, (Allah'ın âyetlerini ve resulünü yalanlayanların) konuşamayacakları gündür.
وَلَا لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
Velâ yu/żenu lehum feya’teżirûn(e)
(O gün) Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!
هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِۚ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّل۪ينَ
Hâżâ yevmu-lfasl(i)(s) cema’nâkum vel-evvelîn(e)
(Onlara şöyle denir) "Bu, (insanlar arasındaki) ayrım (ve hüküm) günüdür. (Bugün) Sizi ve sizden öncekileri bir araya topladık."
فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَك۪يدُونِ
Fe-in kâne lekum keydun fekîdûn(i)
"Eğer (bu azaptan kurtulmak için) bir hileniz varsa haydi hilenizi uygulayın!"
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ۟
Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي وَعُيُونٍۙ
İnne-lmuttekîne fî zilâlin ve ’uyûn(in)
Fakat (o gün) takvâ sahipleri (Allah'a karşı kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışanlar) gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ
Ve fevâkihe mimmâ yeştehûn(e)
Canlarının çektiği meyveler (ve nimetler) arasındadırlar.
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Kulû veşrabû henî-en bimâ kuntum ta’melûn(e)
(Onlara) "(Dünyada) Yapmakta olduğunuz (sâlih ve güzel ameller)e karşılık (bugün) afiyetle yiyin, için" (denilir).
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîn(e)
İşte Biz, muhsinleri (güzellik yapıp güzel olanları) böyle mükâfatlandırırız.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!
كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَل۪يلاً اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ
Kulû ve temette’û kalîlen innekum mucrimûn(e)
(Ey Allah'ın âyetlerini ve resulünü yalanlayanlar! Siz de dünyada) Az bir müddet yiyin ve yararlanın! Çünkü sizler (nefsinin hevâsına uyan) mücrim (ve suçlu) kimselersiniz.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا
Ve-iżâ kîle lehumu-rke’û lâ yerke’ûn(e)
Bir de onlara, "rükû edin (Allah'ın hükmü karşısında eğilin ve kibirlenmeyin)" dendiği zaman rükû etmezler.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!
فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
Febi-eyyi hadîśin ba’dehu yu/minûn(e)
(Onlar) Artık bu (Kur'ân)dan sonra hangi söze iman edecekler!