← Sûreler
Enfâl Sûresi
75 âyet · Medeni
سُورَةُ الْاَنْفَالِ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّٰهِ وَالرَّسُولِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْۖ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ

Yes-elûneke ‘ani-l-enfâl(i)(s) kuli-l-enfâlu li(A)llâhi ve-rrasûl(i)(s) fettekû(A)llâhe veaslihû żâte beynikum(s) veatî’û(A)llâhe verasûlehu in kuntum mu/minîn(e)

(Resulüm!) Sana (savaşta elde edilen) ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: "Ganimetler (hakkındaki hüküm) Allah ve resulüne aittir." O hâlde siz mü'min kimseler iseniz, Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın), aranız(daki çıkar çatışmalarını bir kenara bırakıp nefsiniz)i ıslah edin, Allah ve O'nun resulüne de (vereceği her hüküm konusunda gönülden) itaat edin!

2

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً وَعَلٰى يَتَوَكَّلُونَۚ

İnnemâ-lmu/minûne-lleżîne iżâ żukira(A)llâhu vecilet kulûbuhum ve-iżâ tuliyet ‘aleyhim âyâtuhu zâdet-hum îmânen ve’alâ rabbihim yetevekkelûn(e)

Mü'minler ancak o kimselerdir ki Allah zikredil(ip anıl)dığı zaman (haşyet ve muhabbetle) kalpleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını (Allah'a olan haşyet ve muhabbetlerini) arttıran ve yalnız Rabblerine tevekkül eden kimselerdir.

3

اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۜ

Elleżîne yukîmûne-ssalâte vemimmâ razeknâhum yunfikûn(e)

Onlar ki namazı ikâme ed(erek her anda Allah'ın huzurunda durmaya çalış)ırlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) infak ederler.

4

اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَـقاًّۜ لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌۚ

Ulâ-ike humu-lmu/minûne hakkâ(an)(c) lehum deracâtun ‘inde rabbihim vemaġfiratun verizkun kerîm(un)

İşte onlar hakiki mü'minlerdir. Onlar için Rabbleri katında (nice) dereceler, (büyük) bir mağfiret ve kerim (olan şerefli ve bitmez, tükenmez) bir rızık vardır.

5

كَمَٓا اَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بِالْحَقِّۖ وَاِنَّ فَر۪يقاً مِنَ لَكَارِهُونَۙ

Kemâ aḣraceke rabbuke min beytike bilhakki ve-inne ferîkan mine-lmu/minîne lekârihûn(e)

(Resulüm! Ganimetlerin bölüşümü sırasında karşılaştığın bu hoşnutsuzluk tıpkı) Rabbinin seni hak uğruna (savaşmak için) evinden çıkarmasına ve (kervan için seninle yola çıkan, bir cihad emriyle karşılaşınca da bundan) hoşlanmayan mü'minlerden bir grubun hâline benzer.

6

يُجَادِلُونَكَ فِي بَعْدَ تَبَيَّنَ كَاَنَّمَا يُسَاقُونَ اِلَى وَهُمْ يَنْظُرُونَۜ

Yucâdilûneke fî-lhakki ba’de mâ tebeyyene keennemâ yusâkûne ilâ-lmevti vehum yenzurûn(e)

Onlar, (müşriklerle savaşın kaçınılmaz olduğu) apaçık ortaya çıktıktan sonra sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle hak (olan cihad) konusunda mücadele ediyorlardı.

7

وَاِذْ يَعِدُكُمُ اللّٰهُ اِحْدَى الطَّٓائِفَتَيْنِ اَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ اَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِر۪ينَۙ

Ve-iż ya’idukumu(A)llâhu ihdâ-ttâ-ifeteyni ennehâ lekum veteveddûne enne ġayra żâti-şşevketi tekûnu lekum veyurîdu(A)llâhu en yuhikka-lhakka bikelimâtihi veyakta’a dâbira-lkâfirîn(e)

İşte o zaman Allah size, iki taifeden birinin (silahsız kervanın veya silahlı Kureyş ordusunun) sizin olacağını vaad ediyordu; siz de güçsüz (ve silahsız) olan (kervan)ın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, (cihadla ilgili âyetleri ve resulünün) sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu mağlup ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.

8

لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَۚ

Liyuhikka-lhakka veyubtile-lbâtile velev kerihe-lmucrimûn(e)

(Bunlar, nefsinin hevâsına uyan) Mücrimler istemese de hakkı gerçekleştirmek ve bâtılı ortadan kaldırmak içindi.

9

اِذْ تَسْتَغ۪يثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنّ۪ي مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ مُرْدِف۪ينَ

İż testeġîśûne rabbekum festecâbe lekum ennî mumiddukum bi-elfin mine-lmelâ-iketi murdifîn(e)

Hani siz (bu savaş konusunda) Rabbinizden yardım istediğinizde O, "muhakkak ki Ben, birbiri ardınca (göndereceğim) bin(lerce) melekle size yardım edeceğim" (buyurarak) siz(in duanız)a icabet etmişti.

10

وَمَا اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى وَلِتَطْمَئِنَّ بِه۪ قُلُوبُكُمْۚ وَمَا اِلَّا مِنْ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ۟

Vemâ ce’alehu(A)llâhu illâ buşrâ velitatme-inne bihi kulûbukum(c) vemâ-nnasru illâ min ‘indi(A)llâh(i)(c) inna(A)llâhe ‘azîzun hakîm(un)

Allah size (meleklerini göndererek yaptığı) bu (yardım)ı sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz mutmain olsun diye yaptı. Yoksa yardım ancak Allah tarafındandır. Muhakkak ki Allah Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şeref ve kudretin sahibi olan, her işinde hikmet ve hayır olandır).

11

اِذْ يُغَشّ۪يكُمُ النُّعَاسَ اَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ مَٓاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِه۪ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلٰى وَيُثَبِّتَ بِهِ الْاَقْدَامَۜ

İż yuġaşşîkumu-nnu’âse emeneten minhu veyunezzilu ‘aleykum mine-ssemâ-i mâen liyutahhirakum bihi veyużhibe ‘ankum ricze-şşeytâni veliyerbita ‘alâ kulûbikum veyuśebbite bihi-l-akdâm(e)

Hani (Allah o zaman) katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyor, sizi temizlemek, şeytanın (size verdiği vesvese) pisliğini sizden gidermek, kalplerinizi birbirine rabt ed(ip bağla)mak ve ayakları(nızı sırât-ı mustakîmde) sabit kılmak için üzerinize (sekineti) gökten bir su (gibi) indiriyordu.

12

اِذْ يُوح۪ي رَبُّكَ اِلَى اَنّ۪ي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ سَاُلْق۪ي ف۪ي الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْاَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍۜ

İż yûhî rabbuke ilâ-lmelâ-iketi ennî me’akum feśebbitû-lleżîne âmenû(c) seulkî fî kulûbi-lleżîne keferû-rru’be fadribû fevka-l-a’nâki vadribû minhum kulle benân(in)

Yine o vakit Rabbin meleklere, "muhakkak ki Ben, sizinle beraberim, haydi iman edenleri(n gönüllerini) pekiştirin (ve onlara destek olun). Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım, artık vurun (onların) boyunları(nın) üstüne (ve canlarını alın)! Vurun onların bütün parmaklarına (kendi elleriyle gönüllerinde inşâ edip Allah'a şirk koştukları putlarını tamamen yok edin)!" diye vahyediyordu.

13

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ شَٓاقُّوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۚ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ

Żâlike bi-ennehum şâkkû(A)llâhe verasûleh(u)(c) vemen yuşâkiki(A)llâhe verasûlehu fe-inna(A)llâhe şedîdu-l’ikâb(i)

İşte (onların sonu) böyle (oldu), çünkü onlar Allah'a ve resulüne karşı geldiler (ve Allah'ın resulünü Allah'tan ayırarak "biz Allah'ı kabul ediyoruz; ama senin resullüğünü kabul etmiyoruz" dediler). Kim Allah'a ve resulüne karşı gelir (ve Allah'ın resulünü Allah'tan ayır)sa (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek şiddetli olandır.

14

ذٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَاَنَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابَ النَّارِ

Żâlikum feżûkûhu veenne lilkâfirîne ‘ażâbe-nnâr(i)

İşte size (yenilgi azabı ey kâfirler)! Şimdi tadın onu! Kâfirlere bir de (cehennemde) ateş azabı vardır.

15

يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا لَق۪يتُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا زَحْفاً فَلَا الْاَدْبَارَۚ

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ lakîtumu-lleżîne keferû zahfen felâ tuvellûhumu-l-edbâr(a)

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Kâfirlerin (üzerinize doğru) ilerleyen ordusuyla karşılaştığınız zaman onlara sakın arkanızı dönmeyin (onlardan korkup kaçmayın)!

16

وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُٓ اِلَّا مُتَحَرِّفاً لِقِتَالٍ اَوْ مُتَحَيِّزاً اِلٰى فَقَدْ بَٓاءَ بِغَضَبٍ مِنَ وَمَاْوٰيهُ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ

Vemen yuvellihim yevme-iżin duburahu illâ muteharrifen likitâlin ev mutehayyizen ilâ fi-etin fekad bâe biġadabin mina(A)llâhi veme/vâhu cehennem(u)(s) vebi/se-lmasîr(u)

(Tekrar) Savaşmak için bir tarafa çekilme veya başka bir birliğe katılma durumu müstesna, kim böyle bir günde onlara arkasını döner (ve onlardan kaçar)sa andolsun ki o, (dünyada) Allah'tan bir gazaba uğramış olur ve (âhirette) onun varacağı yer de cehennemdir. O, ne kötü varılacak yerdir!

17

فَلَمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ قَتَلَهُمْۖ وَمَا اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰىۚ وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِن۪ينَ مِنْهُ بَلَٓاءً حَسَناًۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

Felem taktulûhum velâkinna(A)llâhe katelehum(c) vemâ rameyte iż rameyte velâkinna(A)llâhe ramâ(c) veliyubliye-lmu/minîne minhu belâen hasenâ(en)(c) inna(A)llâhe semî’un ‘alîm(un)

(O gün savaşta) Onları siz öldürmediniz; fakat onları Allah öldürdü. (Resulüm! Yerden bir avuç toprak alıp onların üzerine) Attığın zaman da (onları helâk edecek o toprağı) sen atmadın; fakat (onu) Allah attı. Ve (O bütün bunları) mü'minleri katından güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Muhakkak ki Allah Semî''dir, Alîm'dir (her şeyi ve herkesi işiten ve bilendir).

18

ذٰلِكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِر۪ينَ

Żâlikum veenna(A)llâhe mûhinu keydi-lkâfirîn(e)

İşte size böyle (yardım etti Allah). Muhakkak ki Allah, kâfirlerin tuzağını zayıf düşür(üp boşa çıkar)andır.

19

اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُۚ وَاِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْۚ وَلَنْ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـٔاً وَلَوْ كَـثُرَتْۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟

İn testeftihû fekad câekumu-lfeth(u)(s) ve-in tentehû fehuve ḣayrun lekum(s) ve-in te’ûdû ne’ud velen tuġniye ‘ankum fi-etukum şey-en velev keśurat veenna(A)llâhe me’a-lmu/minîn(e)

(Ey mü'minler!) Eğer siz fetih istiyorsanız, işte size (Bedir'de) fetih geldi! Eğer (resulümüze itaatsizlikten) vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Fakat (ona karşı gelir ve şirke) dönerseniz, Biz de (size yardım etmekten) döneriz. (O durumda) Topluluğunuz çok bile olsa size hiçbir fayda veremez; çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.

20

يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا عَنْهُ وَاَنْتُمْ تَسْمَعُونَۚ

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû atî’û(A)llâhe verasûlehu velâ tevellev ‘anhu veentum tesme’ûn(e)

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Allah'a ve resulüne itaat edin ve (âyetleri size talim ettiren resulümüzü) işittiğiniz hâlde O'ndan yüz çevirmeyin!

21

وَلَا كَالَّذ۪ينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا

Velâ tekûnû kelleżîne kâlû semi’nâ vehum lâ yesme’ûn(e)

Sakın (resulümüzü dinleyip duymazdan geldikleri ve onu hakiki manada) işitmedikleri hâlde "işittik" diyenler gibi de olmayın!

22

اِنَّ شَرَّ الدَّوَٓابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذ۪ينَ لَا

İnne şerra-ddevâbbi ‘inda(A)llâhi-ssummu-lbukmu-lleżîne lâ ya’kilûn(e)

Çünkü Allah katında canlıların en şerlisi (ve tehlikelisi hakka karşı) aklını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir.

23

وَلَوْ عَلِمَ اللّٰهُ ف۪يهِمْ خَيْراً لَاَسْمَعَهُمْۜ وَلَوْ اَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ

Velev ‘alima(A)llâhu fîhim ḣayran leesme’ahum(s) velev esme’ahum letevellev vehum mu’ridûn(e)

Eğer Allah onlarda bir hayır olduğunu bil(ip gör)seydi elbette onlara (hakkı) işittirirdi; fakat onlara işittirseydi bile yine onlar (haktan) yüz çevirirlerdi.

24

يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّـهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-stecîbû li(A)llâhi velirrasûli iżâ de’âkum limâ yuhyîkum(s) va’lemû enna(A)llâhe yahûlu beyne-lmer-i vekalbihi veennehu ileyhi tuhşerûn(e)

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! (Allah ve resulü) Size hayat verecek şeylere (âyetlerimize iman etmeye) sizi davet ettiği zaman (hemen) Allah'a ve resul(ünün davetin)e icabet edin (ve dirilin)! Bilin ki şüphesiz Allah, (dünyada kuluna yakınlığını tattırmak ve hakkı gönlüne vahyetmek için) kişi ile kalbi arasına tecelli eder ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.

25

وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَٓاصَّةًۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ

Vettekû fitneten lâ tusîbenne-lleżîne zalemû minkum ḣâssa(ten)(s) va’lemû enna(A)llâhe şedîdu-l’ikâb(i)

Bir de (öyle) bir imtihan (ve bela)dan sakının ki (o), içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (zulme mâni olmadığınız için hepinizi kapsar). İyi bilin ki şüphesiz Allah, cezası pek şiddetli olandır.

26

وَاذْكُـرُٓوا اِذْ اَنْتُمْ قَل۪يلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي تَخَافُونَ اَنْ النَّاسُ فَاٰوٰيكُمْ وَاَيَّدَكُمْ بِنَصْرِه۪ وَرَزَقَكُمْ مِنَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Veżkurû iż entum kalîlun mustad’afûne fî-l-ardi teḣâfûne en yeteḣattafekumu-nnâsu feâvâkum veeyyedekum binasrihi verazekakum mine-ttayyibâti le’allekum teşkurûn(e)

(Ey mü'minler!) Hatırlayın ki bir zamanlar siz, yeryüzünde (Mekke'de) zayıf görülen az (bir toplum) idiniz, insanların (her an) sizi yakalayıvermesinden korkuyordunuz da şükredesiniz diye (Allah) sizi (Medine'de) barındırdı, yardımıyla sizi kuvvetlendirdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı.

27

يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُٓوا اَمَانَاتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ teḣûnû(A)llâhe ve-rrasûle veteḣûnû emânâtikum veentum ta’lemûn(e)

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Allah'a ve resul(ün)e ihanet etmeyin! Sonra (Allah'ın size bahşettiği) emanetlerinize (aklınıza, gönlünüze ve rûhunuza) bile bile hainlik etmiş olursunuz.

28

وَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟

Va’lemû ennemâ emvâlukum veevlâdukum fitnetun veenna(A)llâhe ‘indehu ecrun ‘azîm(un)

Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız (sizin için) ancak birer imtihandır, büyük mükâfat ise ancak Allah katındadır.

29

يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَتَّقُوا اللّٰهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَاناً وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû in tettekû(A)llâhe yec’al lekum furkânen veyukeffir ‘ankum seyyi-âtikum veyaġfir lekum(k) va(A)llâhu żû-lfadli-l’azîm(i)

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Eğer Allah'a karşı takvâ sahibi olursanız (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışırsanız) O, size (hakla bâtılı birbirinden ayıran) Furkân'ı verir, sizin kötülüklerinizi örter ve sizi mağfiret eder; çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.

30

وَاِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ اَوْ يَقْتُلُوكَ اَوْ يُخْرِجُوكَۜ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ

Ve-iż yemkuru bike-lleżîne keferû liyuśbitûke ev yaktulûke ev yuḣricûk(e)(c) veyemkurûne veyemkuru(A)llâh(u)(s) va(A)llâhu ḣayru-lmâkirîn(e)

(Resulüm!) Hani kâfirler seni tutup bağlamak veya seni öldürmek yahut seni (yurdundan) çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kuruyorlardı (ama) Allah da (onlara) tuzak kuruyordu ve Allah tuzak kuranların hayırlısıdır.

31

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَٓاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هٰذَٓاۙ اِنْ اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ

Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtunâ kâlû kad semi’nâ lev neşâu lekulnâ miśle hâżâ(ﻻ) in hâżâ illâ esâtîru al-evvelîn(e)

(Çünkü) Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: "Gerçekten biz (bu okunanları) işittik, eğer istesek (biz de) bunun benzerini söyleriz. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."

32

وَاِذْ قَالُوا اللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ هٰذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ فَاَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ اَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ

Ve-iż kâlû-(A)llâhumme in kâne hâżâ huve-lhakka min ‘indike feemtir ‘aleynâ hicâraten mine-ssemâ-i evi-/tinâ bi’ażâbin elîm(in)

Hani (o kâfirler) bir vakit de, "ey Allah'ımız! Eğer bu (Kur'ân) Senin katından Hakk (bir Kitâb) ise üzerimize gökten taş yağdır yahut bize elem verici (iç yakan) bir azap getir!" demişlerdi.

33

وَمَا اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَاَنْتَ ف۪يهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

Vemâ kâna(A)llâhu liyu’ażżibehum veente fîhim(c) vemâ kâna(A)llâhu mu’ażżibehum vehum yestaġfirûn(e)

Hâlbuki sen onların içinde iken Allah onlara azap edecek değildi ve onlar(ın içinden) istiğfar ede(nler va)rken de Allah onlara azap edecek değildir.

34

وَمَا اَلَّا اللّٰهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ وَمَا اَوْلِيَٓاءَهُۜ اِنْ اَوْلِيَٓاؤُ۬هُٓ اِلَّا الْمُتَّقُونَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا

Vemâ lehum ellâ yu’ażżibehumu(A)llâhu vehum yasuddûne ‘ani-lmescidi-lharâmi vemâ kânû evliyâeh(u)(c) in evliyâuhu illâ-lmuttekûne velâkinne ekśerahum lâ ya’lemûn(e)

Onlar, (mü'minleri) Mescid-i Harâm(ı ziyaret etmek)ten alıkoyarken ve onun (Mescid-i Harâm'ın) velileri (dostları ve vârisleri) değilken, Allah niçin onlara azap etmesin? Onun velileri (dostları ve vârisleri) ancak takvâ sahibi olanlar (Allah'a karşı kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışanlar)dır; fakat onların çoğu (bunu) bil(ip idrak et)mezler.

35

وَمَا صَلَاتُهُمْ عِنْدَ الْبَيْتِ اِلَّا مُكَٓاءً وَتَصْدِيَةًۜ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

Vemâ kâne salâtuhum ‘inde-lbeyti illâ mukâen vetasdiye(ten)(c) feżûkû-l’ażâbe bimâ kuntum tekfurûn(e)

Hem onların Beyt(ullah olan Kâbe'n)in yanındaki salâtları (taat ve ibadetleri) ancak ıslık çalmak ve el çırpmaktır. Öyleyse (ey kâfirler! Kıyamet günü) inkâr ettiğinizden dolayı tadın azabı!

36

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ اللّٰهِۜ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى يُحْشَرُونَۙ

İnne-lleżîne keferû yunfikûne emvâlehum liyasuddû ‘an sebîli(A)llâh(i)(c) feseyunfikûnehâ śümme tekûnu ‘aleyhim hasraten śümme yuġlebûn(e)(k) velleżîne keferû ilâ cehenneme yuhşerûn(e)

Şüphesiz ki kâfirler, mallarını (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcarlar ve daha da harcayacaklar; ama sonunda (bu) kendilerine bir hasret (ve pişmanlık) olacak ve en sonunda da mağlup olacaklardır. Nihayetinde kâfirler cehenneme (sevk edilerek orada) toplanacaklardır.

37

لِيَم۪يزَ اللّٰهُ الْخَب۪يثَ مِنَ وَيَجْعَلَ الْخَب۪يثَ بَعْضَهُ عَلٰى بَعْضٍ فَيَرْكُمَهُ جَم۪يعاً فَيَجْعَلَهُ ف۪ي اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ۟

Liyemîza(A)llâhu-lḣabîśe mine-ttayyibi veyec’ale-lḣabîśe ba’dahu ‘alâ ba’din feyerkumehu cemî’an feyec’alehu fî cehennem(e)(c) ulâ-ike humu-lḣâsirûn(e)

Ta ki Allah, murdarı temizden (kâfiri, mü'minden) ayırsın ve bütün murdarları birbiri üstüne koyup hepsini yığarak cehenneme atsın! İşte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

38

قُلْ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ يَنْتَهُوا يُغْفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَۚ وَاِنْ يَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّتُ الْاَوَّل۪ينَ

Kul lilleżîne keferû in yentehû yuġfer lehum mâ kad selefe ve-in ya’ûdû fekad medat sunnetu-l-evvelîn(e)

(Resulüm!) Kâfirlere de ki: "Eğer (iman edip şirk ve düşmanlıktan) vazgeçerlerse geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanır. Eğer (düşmanlık ve savaşa) dönerlerse (kendilerinden) önceki (ümmet)lere uygulanan kanunlar (onlar için de) geçerlidir (onlar da helâk olmayı beklesinler)!"

39

وَقَاتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدّ۪ينُ كُلُّهُ لِلّٰهِۚ فَاِنِ انْتَهَوْا فَاِنَّ اللّٰهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ

Vekâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetun veyekûne-ddînu kulluhu li(A)llâh(i)(c) fe-ini-ntehev fe-inna(A)llâhe bimâ ya’melûne basîr(un)

Artık fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Eğer (küfürden) vazgeçerlerse muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını hakkıyla görendir.

40

وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَوْلٰيكُمْۜ نِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ

Ve-in tevellev fa’lemû enna(A)llâhe mevlâkum(c) ni’me-lmevlâ veni’me-nnasîr(u)

Fakat onlar (imandan) yüz çevirirlerse bilin ki şüphesiz Allah, sizin Mevlâ'nız (sahibiniz ve dostunuz)dur. O, ne güzel Mevlâ ve ne güzel Nasîr (yardımcı)dır!

41

وَاعْلَمُٓوا اَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ فَاَنَّ لِلّٰهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَابْنِ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ قَد۪يرٌ

Va’lemû ennemâ ġanimtum min şey-in feenne li(A)llâhi ḣumusehu velirrasûli veliżî-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîni vebni-ssebîli in kuntum âmentum bi(A)llâhi vemâ enzelnâ ‘alâ ‘abdinâ yevme-lfurkâni yevme-ltekâ-lcem’ân(i)(k) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)

Eğer Allah'a ve (hakla bâtılı birbirinden ayıran) furkân günü (yani) iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (olan Bedir Savaşı'nda) kulumuza indirdiğimize iman etmişseniz, bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri; Allah'a, resul(ün)e, yakınlar(ın)a, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Allah her şeye Kadîr'dir (kudretiyle her şeyi hükmü altında tutandır).

42

اِذْ اَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوٰى وَالرَّكْبُ اَسْفَلَ مِنْكُمْۜ وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِي وَلٰكِنْ لِيَقْضِيَ اللّٰهُ اَمْراً كَانَ مَفْعُولاًۙ لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ وَيَحْيٰى مَنْ حَيَّ عَنْ وَاِنَّ اللّٰهَ لَسَم۪يعٌ عَل۪يمٌۙ

İż entum bil’udveti-ddunyâ vehum bil’udveti-lkusvâ ve-rrakbu esfele minkum(c) velev tevâ’adtum laḣteleftum fî-lmî’âdi(ﻻ) velâkin liyakdiya(A)llâhu emran kâne mef’ûlen liyehlike men heleke ‘an beyyinetin veyahyâ men hayye ‘an beyyine(tin)(k) ve-inna(A)llâhe lesemî’un ‘alîm(un)

Hani (Bedir Savaşı'nda) siz vadinin (Medine'ye) yakın kenarında, onlar da vadinin uzak kenarında (Mekke tarafında) idiler. Kervan ise sizin daha aşağınızda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız dahi sözleştiğiniz vakitte öyle buluşamazdınız; fakat Allah, (ezeli ilmiyle) takdir (edip hükm)ettiği bir işi yerine getirmek için (sizi onlarla böyle karşı karşıya getirdi) ki helâk olan açık bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olsun, yaşayan da açık bir delille (Allah'ın yardımı ile galip geldiklerini görerek) yaşasın. Çünkü Allah Semî''dir, Alîm'dir (her şeyi ve herkesi işiten ve bilendir).

43

اِذْ يُر۪يكَهُمُ اللّٰهُ ف۪ي قَل۪يلاًۜ وَلَوْ اَرٰيكَهُمْ كَث۪يراً لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي وَلٰكِنَّ اللّٰهَ سَلَّمَۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

İż yurîkehumu(A)llâhu fî menâmike kalîlâ(en)(s) velev erâkehum keśîran lefeşiltum veletenâza’tum fî-l-emri velâkinna(A)llâhe sellem(e)(k) innehu ‘alîmun biżâti-ssudûr(i)

(Resulüm!) Hani Allah, uykunda sana onları az gösteriyordu. Eğer onları sana çok gösterseydi, (bu rüyayı ashabına anlattığında) elbette korkuya kapılacak ve bu (savaş) emr(ini nasıl gerçekleştireceğiniz) hususunda ihtilafa düşecektiniz; fakat Allah (sizi böyle bir duruma düşmekten) kurtardı. Muhakkak ki O (Allah), göğüslerin içinde (gizli) olanı (dahi en ince ayrıntısına kadar) bilendir.

44

وَاِذْ يُر۪يكُمُوهُمْ اِذِ الْتَقَيْتُمْ ف۪ٓي قَل۪يلاً وَيُقَلِّلُكُمْ ف۪ٓي لِيَقْضِيَ اللّٰهُ اَمْراً كَانَ مَفْعُولاًۜ وَاِلَى تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟

Ve-iż yurîkumûhum iżi-ltekaytum fî a’yunikum kalîlen veyukallilukum fî a’yunihim liyekdiya(A)llâhu emran kâne mef’ûlâ(en)(k) ve-ila(A)llâhi turce’u-l-umûr(u)

Hani Allah, (ezeli ilmiyle) takdir (edip hükm)ettiği bir işi yerine getirmek için (savaş alanında onlarla) karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde az gösteriyordu. Bütün işler ancak Allah'a döndürülür.

45

يَٓا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا لَق۪يتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ lakîtum fi-eten feśbutû veżkurû(A)llâhe keśîran le’allekum tuflihûn(e)

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! (Savaşta) Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman (onlardan korkmayın, Allah'a güvenip) sebat edin! Ve Allah'ı çokça zikredin ki felaha (kurtuluş ve saadete) eresiniz.

46

وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ

Veatî’û(A)llâhe verasûlehu velâ tenâze’û fetefşelû veteżhebe rîhukum(s) vasbirû(k) inna(A)llâhe me’a-ssâbirîn(e)

Allah ve resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin! Sonra korkuya kapılırsınız da (gönlünüzde esen iman) rüzgârınız gider. Bir de sabredin; çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.

47

وَلَا كَالَّذ۪ينَ خَرَجُوا مِنْ بَطَراً وَرِئَٓاءَ النَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَنْ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ

Velâ tekûnû kelleżîne ḣaracû min diyârihim betaran veri-âe-nnâsi veyasuddûne ‘an sebîli(A)llâh(i)(c) va(A)llâhu bimâ ya’melûne muhît(un)

Sakın şımarıp kibirlenerek insanlara gösteriş yaparak yurtlarından çıkanlar ve (insanları) Allah yolundan alıkoyan (Mekke'li müşrik)ler gibi olmayın! Allah onların yaptıklarını (ilim ve kudretiyle tamamen) kuşatandır.

48

وَاِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ وَاِنّ۪ي جَارٌ لَكُمْۚ فَلَمَّا تَرَٓاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَقَالَ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِنْكُمْ اِنّ۪ٓي اَرٰى مَا لَا اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَۜ وَاللّٰهُ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟

Ve-iż zeyyene lehumu-şşeytânu a’mâlehum vekâle lâ ġâlibe lekumu-lyevme mine-nnâsi ve-innî cârun lekum(s) felemmâ terâeti-lfi-etâni nekesa ‘alâ ‘akibeyhi vekâle innî berî-un minkum innî erâ mâ lâ teravne innî eḣâfu(A)llâh(e)(c) va(A)llâhu şedîdu-l’ikâb(i)

Hani (Bedir günü) şeytan onlara amellerini süslü göstermiş ve, "bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, şüphesiz ben de sizin (müttefikiniz ve) yardımcınızım" demişti. Fakat iki ordu birbirini görünce topukları üzerinde geri döndü ve (korku içinde) dedi ki: "Şüphesiz ki ben sizden uzağım, doğrusu ben sizin görmediğiniz şeyleri (mü'minlere yardıma gelen melekleri) görüyorum, ben elbette Allah'tan korkarım. Çünkü Allah, cezası pek şiddetli olandır."

49

اِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذ۪ينَ ف۪ي مَرَضٌ غَرَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ د۪ينُهُمْۜ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى فَاِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ

İż yekûlu-lmunâfikûne velleżîne fî kulûbihim meradun ġarra hâulâ-i dînuhum(k) vemen yetevekkel ‘ala(A)llâhi fe-inna(A)llâhe ‘azîzun hakîm(un)

O zaman münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar (sizin için), "bunları, dinleri aldatmış (çünkü yenemeyecekleri bir orduyla savaşmaya kalkıyorlar)" diyorlardı. Hâlbuki kim Allah'a tevekkül ederse (güvenip dayanırsa), (bilsin ki) şüphesiz Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şeref ve kudretin sahibi olan, her işinde hikmet ve hayır olandır).

50

وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ يَتَوَفَّى الَّذ۪ينَ كَفَرُواۙ الْمَلٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْۚ وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ

Velev terâ iż yeteveffâ-lleżîne keferû(ﻻ)-lmelâ-iketu yadribûne vucûhehum veedbârahum veżûkû ‘ażâbe-lharîk(i)

(Resulüm!) Melekler o kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırken ve "tadın (bu) yakıcı azabı" (derken) onları bir görseydin!

51

ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۙ

Żâlike bimâ kaddemet eydîkum veenna(A)llâhe leyse bizallâmin lil’abîd(i)

(Ey kâfirler!) İşte bu, ellerinizle yaptığınız şeyler yüzündendir. Yoksa Allah, kullar(ın)a asla zulmedici değildir.

52

كَدَاْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ شَد۪يدُ الْعِقَابِ

Kede/bi âli fir’avne velleżîne min kablihim(c) keferû bi-âyâti(A)llâhi feeḣażehumu(A)llâhu biżunûbihim(c) inna(A)llâhe kaviyyun şedîdu-l’ikâb(i)

(Bunların durumu) Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. (Onlar da) Allah'ın âyetlerini inkâr etmişlerdi de Allah onları günahları sebebiyle yakalamıştı. Muhakkak ki Allah, Kaviyy'dir (çok güçlü, kuvvetli ve kudretlidir), azabı (da) pek şiddetli olandır.

53

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ لَمْ مُغَيِّراً نِعْمَةً اَنْعَمَهَا عَلٰى حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْۙ وَاَنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌۙ

Żâlike bi-enna(A)llâhe lem yeku muġayyiran ni’meten en’amehâ ‘alâ kavmin hattâ yuġayyirû mâ bi-enfusihim(ﻻ) veenna(A)llâhe semî’un ‘alîm(un)

Bunun sebebi şudur ki; bir kavim (yaratılışlarında) kendilerinde bulunan (güzel ahlak ve fıtrat)ı değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimeti asla değiştirmez. Muhakkak ki Allah, Semî''dir, Alîm'dir (her şeyi ve herkesi işiten ve bilendir).

54

كَدَاْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْۚ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَغْرَقْـنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَۚ وَكُلٌّ كَانُوا ظَالِم۪ينَ

Kede/bi âli fir’avne(ﻻ) velleżîne min kablihim(c) keżżebû bi-âyâti rabbihim feehleknâhum biżunûbihim veaġraknâ âle fir’avn(e)(c) vekullun kânû zâlimîn(e)

(Evet bunların durumu) Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumuna benzer. Onlar Rabblerinin âyetlerini yalanlamışlardı, Biz de onları günahlarından ötürü helâk etmiştik ve Firavun ailesini (denizde) boğmuştuk. Çünkü (onların) hepsi (hem başkalarına hem de nefislerine karşı) zalim kimselerdi.

55

اِنَّ شَرَّ الدَّوَٓابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَهُمْ لَا

İnne şerra-ddevâbbi ‘inda(A)llâhi-lleżîne keferû fehum lâ yu/minûn(e)

Şüphesiz ki Allah katında canlıların en şerlisi (ve kötüsü) kâfirlerdir; çünkü onlar (Allah'a ve resulüne) iman etmezler.

56

اَلَّذ۪ينَ عَاهَدْتَ مِنْهُمْ ثُمَّ يَنْقُضُونَ عَهْدَهُمْ ف۪ي وَهُمْ لَا

Elleżîne ‘âhedte minhum śümme yenkudûne ‘ahdehum fî kulli merratin vehum lâ yettekûn(e)

Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın sonra da her defasında antlaşmalarını bozan ve takvâ sahibi olmayan (Allah'a karşı kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışmayan) kimselerdir.

57

فَاِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

Fe-immâ teśkafennehum fî-lharbi feşerrid bihim men ḣalfehum le’allehum yeżżekkerûn(e)

Eğer savaşta onları yakalarsan, artık onlar(a vereceğin ceza) ile arkalarında bulunanları da (öyle bir) ürküt(üp gönüllerine korku sal) ki ibret alsınlar!

58

وَاِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ خِيَانَةً فَانْبِذْ اِلَيْهِمْ عَلٰى اِنَّ اللّٰهَ لَا الْخَٓائِن۪ينَ۟

Ve-immâ teḣâfenne min kavmin ḣiyâneten fenbiż ileyhim ‘alâ seva-/(in)(c) inna(A)llâhe lâ yuhibbu-lḣâ-inîn(e)

Eğer (antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen de (onlarla yaptığın antlaşmayı) aynı şekilde at (antlaşmayı bozduğunu açıkça onlara bildir) çünkü Allah, hainleri sevmez.

59

وَلَا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَبَقُواۜ اِنَّهُمْ لَا

Velâ yahsebenne-lleżîne keferû sebakû(c) innehum lâ yu’cizûn(e)

Kâfirler (Bizim azabımızdan) asla kaçabileceklerini sanmasınlar; çünkü onlar (Bizi) âciz bırakamazlar.

60

وَاَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ وَمِنْ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِه۪ عَدُوَّ اللّٰهِ وَعَدُوَّكُمْ وَاٰخَر۪ينَ مِنْ لَا اَللّٰهُ يَعْلَمُهُمْۜ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ ف۪ي اللّٰهِ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ وَاَنْتُمْ لَا

Vee’iddû lehum mâ-steta’tum min kuvvetin vemin ribâti-lḣayli turhibûne bihi ‘aduvva(A)llâhi ve’aduvvekum veâḣarîne min dûnihim lâ ta’lemûnehumu(A)llâhu ya’lemuhum(c) vemâ tunfikû min şey-in fî sebîli(A)llâhi yuveffe ileykum veentum lâ tuzlemûn(e)

Onlara karşı gücünüz yettiği kadar her kuvvetten ve (cihad için) bağlanıp beslenen atlardan hazırlayın! Bununla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda her ne infak ederseniz de (karşılığı) size tastamam verilir ve siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.

61

وَاِنْ جَنَحُوا لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ

Ve-in cenahû lisselmi fecnah lehâ vetevekkel ‘ala(A)llâh(i)(c) innehu huve-ssemî’u-l’alîm(u)

(Resulüm!) Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et (O'na güvenip dayan), çünkü O, Semî''dir, Alîm'dir (her şeyi, herkesi işiten ve bilendir).

62

وَاِنْ يُر۪يدُٓوا اَنْ فَاِنَّ حَسْبَكَ اللّٰهُۜ هُوَ الَّـذ۪ٓي اَيَّدَكَ بِنَصْرِه۪ وَبِالْمُؤْمِن۪ينَۙ

Ve-in yurîdû en yaḣde’ûke fe-inne hasbeka(A)llâh(u)(c) huve-lleżî eyyedeke binasrihi vebilmu/minîn(e)

Eğer onlar seni aldatmak isterlerse şunu bil ki Allah sana kâfidir. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekleyen (ve kuvvetlendiren)dir.

63

وَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْۜ لَوْ اَنْفَقْتَ مَا فِي جَم۪يعاً مَٓا بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ اَلَّفَ بَيْنَهُمْۜ اِنَّهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ

Veellefe beyne kulûbihim(c) lev enfakte mâ fî-l-ardi cemî’an mâ ellefte beyne kulûbihim velâkinna(A)llâhe ellefe beynehum(c) innehu ‘azîzun hakîm(un)

(Allah, mü'minlerin) Kalplerinin arasını (iman ve muhabbet ile) birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine de onların kalplerinin arasını birleştiremezdin; fakat Allah, (onları birbirlerine kardeş yaparak) aralarını (muhabbetle) kaynaştırdı; çünkü O, Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şeref ve kudretin sahibi olan, her işinde hikmet ve hayır olandır).

64

يَٓا النَّبِيُّ حَسْبُكَ اللّٰهُ وَمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ

Yâ eyyuhâ-nnebiyyu hasbuka(A)llâhu vemeni-ttebe’ake mine-lmu/minîn(e)

Ey nebî! Sana ve sana tabi olan mü'minlere Allah kâfidir.

65

يَٓا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلَى اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفاً مِنَ كَفَرُوا بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا

Yâ eyyuhâ-nnebiyyu harridi-lmu/minîne ‘alâ-lkitâl(i)(c) in yekun minkum ‘işrûne sâbirûne yaġlibû mi-eteyn(i)(c) ve-in yekun minkum mi-etun yaġlibû elfen mine-lleżîne keferû bi-ennehum kavmun lâ yefkahûn(e)

Ey nebî! Mü'minleri(n gönüllerini Allah yolunda) savaş(may)a (teşvik et ve) harla! Eğer sizden sabırlı yirmi kişi olursa iki yüz (kâfir)e galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler; çünkü onlar fıkhetmeyen (apaçık ortada olan hakikati düşünüp idrak etmeyen) bir kavimdir.

66

اَلْـٰٔنَ خَفَّفَ اللّٰهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ اَنَّ ف۪يكُمْ ضَعْفاًۜ فَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفَيْنِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ

El-âne ḣaffefa(A)llâhu ‘ankum ve’alime enne fîkum da’fâ(en)(c) fe-in yekun minkum mi-etun sâbiratun yaġlibû mi-eteyn(i)(c) ve-in yekun minkum elfun yaġlibû elfeyni bi-iżni(A)llâh(i)(c) va(A)llâhu me’a-ssâbirîn(e)

Şimdi Allah sizden (yükünüzü) hafifletti (ve bir kişiye karşı on kişi olan hükmünü, bire karşı ikiye düşürdü), çünkü sizde (tevekkül açısından) bir zayıflık olduğunu bildi. (Artık) Eğer sizden sabırlı yüz kişi olursa (onlardan) iki yüz kişiye galip gelir ve eğer sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle (onlardan) iki bin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.

67

مَا لِنَبِيٍّ اَنْ لَـهُٓ اَسْرٰى حَتّٰى يُثْخِنَ فِي تُر۪يدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَاۗ وَاللّٰهُ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ

Mâ kâne linebiyyin en yekûne lehu esrâ hattâ yuśḣine fî-l-ard(i)(c) turîdûne ‘arada-ddunyâ va(A)llâhu yurîdu-l-âḣira(te)(k) va(A)llâhu ‘azîzun hakîm(un)

Yeryüzünde (bir savaş sonucu) kesin zafer kazanıncaya kadar hiçbir nebîye esir sahibi olmak yaraşmaz. Siz (ey iman ettiğini iddia edenler) geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) âhireti istiyor. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şeref ve kudretin sahibi olan, her işinde hikmet ve hayır olandır).

68

لَوْلَا كِتَابٌ مِنَ سَبَقَ لَمَسَّكُمْ ف۪يمَٓا اَخَذْتُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ

Levlâ kitâbun mina(A)llâhi sebeka lemessekum fîmâ eḣażtum ‘ażâbun ‘azîm(un)

Eğer Allah tarafından önceden verilmiş bir yazı (hüküm) olmasaydı, (esirlere bedel olarak) aldığınız (fidye)den dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.

69

فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلَالاً طَيِّباًۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟

Fekulû mimmâ ġanimtum halâlen tayyibâ(en)(c) vettekû(A)llâh(e)(c) inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)

Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yiyin ve Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! Muhakkak ki Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir).

70

يَٓا النَّبِيُّ قُلْ لِمَنْ ف۪ٓي مِنَ اِنْ يَعْلَمِ اللّٰهُ ف۪ي خَيْراً يُؤْتِكُمْ خَيْراً مِمَّٓا اُخِذَ مِنْكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

Yâ eyyuhâ-nnebiyyu kul limen fî eydîkum mine-l-esrâ in ya’lemi(A)llâhu fî kulûbikum ḣayran yu/tikum ḣayran mimmâ uḣiże minkum veyaġfir lekum(k) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)

Ey nebî! Elinizde bulunan esirlere de ki: "Eğer Allah, kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse sizden alınan (fidye)den daha hayırlısını size verir ve sizi mağfiret eder; çünkü Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir)."

71

وَاِنْ يُر۪يدُوا خِيَانَتَكَ فَقَدْ خَانُوا اللّٰهَ مِنْ فَاَمْكَنَ مِنْهُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ

Ve-in yurîdû ḣiyâneteke fekad ḣânû(A)llâhe min kablu feemkene minhum(k) ve(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)

Eğer (o kâfirler) sana hainlik etmek isterlerse (üzülme), bil ki onlar daha önce Allah'a da hainlik etmişlerdi de (Allah) onlara karşı (sana) imkân (ve kudret) vermişti. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir (her şeyi ve herkesi bilen, her işinde hikmet ve hayır olandır).

72

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ ف۪ي اللّٰهِ وَالَّذ۪ينَ اٰوَوْا وَنَصَرُٓوا اُو۬لٰٓئِكَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَمْ مَا مِنْ مِنْ حَتّٰى يُهَاجِرُواۚ وَاِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ اِلَّا عَلٰى بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ

İnne-lleżîne âmenû vehâcerû vecâhedû bi-emvâlihim veenfusihim fî sebîli(A)llâhi velleżîne âvev venasarû ulâ-ike ba’duhum evliyâu ba’d(in)(c) velleżîne âmenû velem yuhâcirû mâ lekum min velâyetihim min şey-in hattâ yuhâcirû(c) ve-ini-stensarûkum fî-ddîni fe’aleykumu-nnasru illâ ‘alâ kavmin beynekum vebeynehum mîśâk(un)(k) va(A)llâhu bimâ ta’melûne basîr(un)

Şüphesiz ki iman edip hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler (ensâr) var ya, işte onlar birbirlerinin velileri (ve dostları)dır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar size onların velayetinden (ve mirasından) hiçbir pay yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse sizinle arasında sözleşme bulunan bir kavim aleyhine olmaksızın (o Müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

73

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ اِلَّا تَكُنْ فِتْنَةٌ فِي وَفَسَادٌ كَب۪يرٌۜ

Velleżîne keferû ba’duhum evliyâu ba’d(in)(c) illâ tef’alûhu tekun fitnetun fî-l-ardi vefesâdun kebîr(un)

Kâfir olanlar da birbirlerinin velileri (ve dostları)dır. Eğer siz bu (söylenenlerin gereği)ni yapmazsanız, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesad olur.

74

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي اللّٰهِ وَالَّذ۪ينَ اٰوَوْا وَنَصَرُٓوا اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقاًّۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ

Velleżîne âmenû vehâcerû vecâhedû fî sebîli(A)llâhi velleżîne âvev venasarû ulâ-ike humu-lmu/minûne hakkâ(an)(c) lehum maġfiratun verizkun kerîm(un)

İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler (ensâr) var ya, işte onlar hakiki mü'minlerdir. Onlar için (Rabbleri katında büyük) bir mağfiret ve kerim (olan şerefli ve bitmez, tükenmez) bir rızık vardır.

75

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْ وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا مَعَكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ مِنْكُمْۜ وَاُو۬لُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ ف۪ي اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ عَل۪يمٌ

Velleżîne âmenû min ba’du vehâcerû vecâhedû me’akum feulâ-ike minkum(c) veulû-l-erhâmi ba’duhum evlâ biba’din fî kitâbi(A)llâh(i)(k) inna(A)llâhe bikulli şey-in ‘alîm(un)

Sonradan iman edip hicret edenler ve sizinle beraber cihad edenlere gelince, işte onlar da sizdendir. Bir de akraba olanlar, Allah'ın Kitâb'ına göre birbirlerine (vâris olmaya) daha uygundurlar. Muhakkak ki Allah, her şeyi (en ince ayrıntısına kadar) bilendir.